|
|
|
#1 |
|
ÖNGÖRÜ,!!
Hepimizin bildiği gibi bu dünyayı Mikroskopik çanlılarla paylaşıyoruz. Bu canlıların yaşamı oluşturan faktörlere doğrudan veya kısmen etkileri vardır. Aşağıda bunları detayıyla okuyacaksınız. Bu konuyu açmamdaki sebeb sevgili dostlar Bizlere birinci dereceden ilgilendiren konu, suya bıraktığımız maddelere dikkat etmemiz gerekmektedir. Unutulmamalıdırki. Kullandığımız yemler ve karışımlar doğal olmalıdır. Sucul hayatın her evresini korumak için tüm ayrıştırıcı Mikroskopik canlılarıda düşünmemiz gerekmektedir. Bu Mikroorganizmaların yok olması canlılarında yok olması demektir. Umarım keyifle okursunuz. Şimdiden İlginize teşekkürler.. Deniz ve tatlısu mikroorganizmaları ![]() ![]() Resimde görülen canlılar bakteri ve virüslerden sonra denizlerde yaşayan en küçük canlılar sayılabilirler. Bu canlılara " Plankton " adı verilmektedir.Planktonlar tatlı sularda yaşayabildiği gibi deniz ve okyanusta yaşayanlarıda vardır. Bu canlılar tıpkı bakteriler gibi ikiye bölünerek çoğalmaktadırlar.Önce canlının içerisindeki DNA replikasyonla kopyalanarak iki katına çıkarılır ve ardından canlının vücudu ikiye bölünür. Miktarı iki katına çıkan DNA nın yarısı birinci yavru hücreye diğer yarısı ise ikinci yavru hücreye aktarılır. Planktonların en önemli özellikleri, suda yüzmek için aktif olarak belli bir hareketleri olmamasıdır.Bu canlılar bulundukları su ortamının akımına bağımlı olarak başıboş dolanırlar. Planktonlar ancak mikroskopla görülebilirler fakat çıplak gözle dikkatlice bakıldığında görülebilecek kadar büyük olanlarıda vardır. Bu mikroskobik canlılardan en çok bilineni ise " Alg " adı verilen tek hücreli bir canlı türüdür ki algler hemen hemen heryerde yaşamaktadırlar. Denizlerde, tatlı sularda, okyanuslarda, havuz sularında, su birikintilerinde çamurların içinde ve nehirlerde bile yaşamaktadırlar.Bu kadar fazla bir yaşam alanına sahip canlılar biz ziyaretçilerin bile gözünden kaçmış olamaz. Sizlerde aslında alg ve diğer tek hücreli canlıları mutlaka biryerlerde görmüşsünüzdür. Örneğin bir havuz veya inşaat sahasındaki şeffaf su birikintilerinin renginin, birkaç gün sonra yeşile veya kırmızıya dönüştüğünü görmüşsünüzdür.Bu sularda ilk zamanlarda yaşayan binlerce tek hücreli canlı türü, uygun bir sıcaklığa geldiğinde süratle çoğalmaya başlarlar. Yanlızca birkaç gün içerisinde sudaki canlı sayısı milyarı bulabilir.Bu kadar fazla sayıdaki tek hücreli canlılar suyun rengini bulandırmaya başlar. Suyun rengi niçin yeşile dönüşüyor ? Bunun nedeni ise bazı planktonların, tıpkı yeşil bitkiler gibi klorofil molekülünü içermesinden dolayıdır.Hatırlarsanız bitkilerin yapraklarının renginin yeşil olarak görünmesinin klorofil molekülünden dolayı olduğunu söylemiştik. İşte bu tip planktonlarında vücutlarında klorofil molekülü vardır ve tıpkı bitkiler gibi fotosentez yaparlar.Bu yüzdendir ki taksonomik olarak sınıflandırılırken bitkiler kategorisinemi yoksa hayvanlar kategorisinemi konacağı konusunda sistematikçilerin ortak bir kararı yoktur MİKROORGANİZMALAR ![]() Mikrobiyoloji bilim dalı, biyolojinin sayısız alt kollarından yanlızca birisi olmasına karşın biyolojinin temelini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Mikroorganizmalar mikroskobun icadından sonra keşfedilmesine karşın, Pasteur mikrobiyolojinin babası sayılmaktadır.Pasteur'un kuduz aşısını bulmasından sonraki diğer büyük keşfi ise havasız ortamdaki bazı maya ve bakterilerin solunum son ürünü olarak alkolü verdiğini ortaya koymasıdır. Mikroorganizmalar yanlızca gözle görülebilen yaratıklardır.Bu yaratıklar aklınıza gelebilecek hemen her yerde yaşarlar.Sürekli sirkülasyon halinde bulunan atmosferden yerin derinliklerine, antartika buzullarının içlerinden gayzer kaynaklarına kadar yeryüzünün hemen her yerinde yaşarlar. Mikroorganizmalardan yalıtılmış bir yer neredeyse yoktur.Ellerinizin içinde, çamaşırlarınızda, arabanızda, halılarda, televizyonunuzun üstünde, kısacası hemen heryerde onlar mutlaka vardır.Bu yaratıklar Çevremizi adeta hava gibi sarmasına rağmen şu an bize saldırıp etki edememesinin nedeni ise vücudumuzdaki savunma sistemidir.Eğer savunma sistemimizi yanlızca 1 dakikalığına vücudumuzdan ayrı tuttuğumuzu varsayarsak, anında mikropların saldırısına uğrayarak ya ölecek kadar yada sakat kalacak derecede hastalanacaktık. Tıp alanında, endüstride, tarımda ve gıda sanayiinde mikrorganizmalardan oldukça faydalanılır.Örneğin sütün yoğurt ve peynire dönüşmesi bakteriler sayesinde olur.Diğer bir bakteri türü ise bazı çöp toplama merkezlerinde metan gazı üretimi için kullanılırlar. Mikroorganizmalardan en bilinenlerini ise " Bakteriler " oluşturmaktadır.Diğer bilinenleri ise algler, tek hücreli yosunlar, tatlı su mikroorganizmaları, mayalar ve virüslerdir.Bunları teker teker ele alarak inceleyelim. Ön bilgi : ![]() Bakteriler taksonomik olarak sınıflandırılırken " Prokaryot " sınıfına dahil edilirler. Prokaryot sınıfındaki canlıların vücutları yanlızca bir hücreden oluşur ve vücutlarını oluşturan hücrede organel (mitokondri, ribozom, endoplazmik retikulum vs.) bulunmaz ve ayrıca sahip oldukları DNA nın muhafaza edildiği bir nukleusları (çekirdekleri) de yoktur. Ökaryot (Eucaryota) sınıfına giren canlılar ise hem hücre içi organellere sahiptir hemde tek hücreli canlılardan (Algler, mayalar, archaeler vs.) çok hücreli canlılara kadar (kedi, tavşan gibi) geniş bir tür yelpazesine sahiptir. Bakteriler şekillerine göre ve bulundukları ortama gösterdikleri toleransa göre sınıflandırılırlar. ![]() Resimlerden en soldakinde görülen bakteri " Spirillum " adını alır.Adını şeklinden alan (spiral) bu bakteri, yoğunluğu (vizikositesi) çok yüksek sıvılarda rahatlıkla yüzebilmektedir.Bunu yaparken bakteri kendi ekseni etrafında dönerek tıpkı bir vidanın tahta yuva içerisinde ilerlediği gibi yüksek yoğunluklu sıvı ortam içerisinde hiç zorlanmadan hareket eder. Ortadaki resimde görülen bakteri ise " Çomak (Bacillus) " bakteridir.Bu bakteriler pasif olarak hareket ederler.Yani bulundukları ortamın akımına bağlı olarak yer değiştirirler fakat flagellalarıyla (kamçı) aktif olarak hareket edebilenleride vardır.Flagellaya sahip bir bakteri çok süratli olarak yüzebilmektedir. En sağdaki resimde ise bir " Kok (Coccus) " bakterisi görmektesiniz.Bu bakterilerin şekli ise küre gibidir.Fakat resimde tesbih taneleri gibi dizili bir koloni görülüyor.Bakterilerin bu şekilde sıralanıp koloni oluşturmasına ise " Streptococ " adı verilir.Aynı şekilde koloni oluşturan çomak yani " Bacillus " bakterilerine ise " Streptobacillus " adı verilir. Bunun dışında bakteriler bulundukları ortamın şartlarına karşı gösterdikleri toleransa görede sınıflandırılırlar.Örneğin asitli ortama tolerans gösteren yada çok sıcak veya çok soğuk ortamlarda yaşayan bakteriler gibi. Bakteriler çok geniş bir yaşama alanına sahiptirler.Anartikada 0 derecedeki buzulların içerisinde yaşadıkları gibi , " Gayzer " adı verilen ve 100 derece sıcaklıktaki kaynar su püskürten kuyularda bile yaşarlar.Bu kadar düşük soğuklukta ve bu kadar yüksek sıcaklıkta yaşamlarını devam ettirebilmeleri, vücutlarındaki koruyucu " Kalkan enzimleri " ile başarılır. ![]() Üsteki şekilde bir " Metan " bakterisi görülmektedir. Bu bakteriler yerin çok derinlerinde oksijen bulunmayan ortamlarda yaşamaktadırlar.Öyleki oksijen gazı bu bakteriler için öldürücü etkisi olan bir zehir gibidir.Bu yüzden oksijenin ulaşamadığı derin yerlerde yaşarlar. Endüstride kullanılan bu bakteriler gerekli ortam koşulları sağlanmak koşuluyla ortamdaki maddeleri kullanarak kendisi için enerji depolarken solunum son ürünü olarakta metan gazını dışarı verir.Bu mükemmel biyokimyasal özellikleri sayesinde insanlar tarafından çöp toplama merkezlerinde metan gazı üretimi için kullanılırlar. Mikroorganizmaların o kadar çok türü vardır ki bu türlerin yanlızca % 1'i insan ve diğer canlılar üzerinde hastalık meydana getirirler.Geriye kalan % 99'luk çoğunluğa sahip türler ise doğada simbiyotik yada kommensal olarak yaşarlar. Bakterilerin bazı türleri " Spor " veya " Kist " adı verilen kalkanlarla kendilerini kötü şartlara karşı korurlar.Bakteriler bu kalkanlarla kendilerini yüzyıllar boyunca dış ortamdan izole edebilirler.Ortam şartları düzeldiği zaman kist veya sporlarını kırarak tekrar hücre içi metabolik faaliyetlerini harekete geçirirler. Bakterilerin diğer bir mükemmel özellikleri ise birbirlerine DNA nakilleri yaparak iletişim kurmalarıdır. Bir bakteri ya ortama başka bir bakteri tarafından bırakılmış DNA yı yada ölmüş ve parçalanmış bir bakterinin DNA sını hücre duvarından içeri alarak kendi DNA zincirine ekler.Bu sayede başka bakterilerin sahip olduğu DNA bilgilerini kendine ekleyerek direnç sağlar. Bakterilerin bu özelliği tıp alanında büyük problem teşkil eder.Örneğin hastalandınız ve doktorunuz size belirli periyotlarda kullanmanız için antibiyotik (mikrop kırıcı) verdi.Eğer siz bu antibiyotiği gereği gibi kullanmayıp aksatırsanız, bakterilerin birbirleri arasında DNA alışverişinde bulunmalarına zaman bakımında yardım etmiş olursunuz. Bir bakteri antibiyotiği algıladığında direnç genlerini hareke geçirerek bir tür protein üretir.Bu protein antibiyotiğe karşı bakteriyi korur.Bakteri bununlada kalmaz ve antibiyotiğe direnç geninin bir kopyasını çıkarıp ortama bırakır.Ortamda serbest dolanan ve direnç genini taşımayan diğer bir bakteri ise kopyalanan bu geni kendi bünyesine alarak kendisini dirençli hale getirmiş olur. Bir bakterinin bu derece mükemmel bir donanımla antibiyotiklere ve ilaçlara karşı meydan okuması, ve oluşturduğu kalkanlarla yüzyıllar boyu hiç bir değişikliğe uğramadan kendini dış koşullara karşı koruyabilmesi, bir yaradılış harikası olduğunu gözler önüne sermektedir. Ökaryotlar (Eucaryota) : Ökaryotları prokaryotlardan en önemli özellik, DNA larını muhafaza eden bir nukleusa ve hücre içi organellere sahip olmalarıdır. Ökaryotlardan en bilinenleri ise maya hücreleri, alg, amip, terliksi hayvan vb canlılardır.Bu canlılar çok geniş bir yaşam alanı yelpazesine sahiptir.Denizlerde, okyanuslarda, derelerde, göllerde, havuzlarda ve su birikintilerinde yaşayabilirler. ![]() Maya hücreleri de tıpkı bakteriler gibi koloni kurabilirler.Bu sayede hem kimyasal maddeleri ortak olarak kullanırlar hem de DNA değiş tokuşu yaparlar.Bu değiş tokuş işlemi ise yan yana gelip köprü kurmaları ile gerçekleşir.Bu olaya ise " Konjugasyon " adı verilir. Tatlı sularda yaşayan çoğu tek hücreli canlılar " Ameboik " hareketler ile yer değiştirirler. Bu hareketleri nasıl meydana getirdikleri ise tam olarak anlaşılamamıştır. Ameboik hareket, canlının vücudunun şekilden şekle girmesiyle meydana gelir.(Bkz :Yandaki resim ve ana sayfadaki hareketli resim).Bu canlıların beslenmeleri de yine ameboik hareketlerle gerçekleşir. Hücre zarlarının dışarısında bulunan bir besini içeriye almak için canlı ilk olarak besinle temas eder ve hücre zarından içeriye doğru bir çöküntü oluşturur. Besin bu çöküntünün içerisine girer girmez çöküntü ters taraftan kapanır ve kese halini alır.Daha sonra oluşan bu kesenin ağzı, besin maddesi hücrenin iç tarafına gelecek şekilde tekrar açılır.Ve böylelikle besin maddesi hücre içerisine alınmış olur. Alg, besin maddesini hücre içerisine alır almaz Lizozom yani enzim keselerini faaliyete geçirir ve besini sindirmeye başlar.Sindirilen besin artıkları yine aynı şekilde kese oluşturma yöntemiyle dışarı atılır. Bazı mikroorganizmalar ise ameboik hareketlerden ayrı olarak sahip oldukları flagellalarla hareket ederler.Bu flagellalar canlının arkasından uzanan kamçı benzeri yapılar olup ATP enerjisi kullanırlar.Buna karşın çok üstün bir hareket kabiliyetine sahiptirler. Bu flagellalar bazı canlılarda mitokondri de üretilen ATP (Adenin Tri Fosfat) yi kullanırken bazılarında ise çıplak (+) yüklü protonları kullanırlar. Flagellaların çok hızlı ve kıvrak olarak hareket etmesi hayvana olağan üstü bir hız kazandırır.Eğer bu canlı bir insan kadar büyük olsaydı suya bırakıldığında saatte 200 km. hızla yüzecekti. Ancak mikroskopla görülebilen bu minicik canlılar aslında bizlerin gözünden kaçan çok büyük bir görevi yerine getirmektedirler. Eğer bakteri ve diğer tüm mikroorganizmalar yer yüzünde var olmasaydı yere düşen bir yaprak, ölmüş bir hayvan veya gömülen bir insan cesedi asırlar boyunca hiç bir değişikliğe uğramadan yerlerinde kalacaktı.İşte bu mükemmel yaratıklar kendilerine yaratılıştan verilen emir doğrultusunda hareket ederek doğayı sürekli olarak temizlemekte ve ekolojik dengeyi sağlamaktadırlar. Diğer bir mikroorganizma türü ise " Mantarlar " dır.Bu canlılar genellikle nemli yerlerde yaşamayı severler.İnsanlarda özellikle ayak parmakları arasında görülen mantar hastalığının kaynağı ise ayakların yıkandıktan sonra nemli bırakılmasıdır. Genellikle ormanlarda ağaç diplerinde ve sulu ortamlarda yaşayan mantarlar, spor denilen bir tür eşey hücresi ile ürerler. Parazitler : Parazitler, bir canlıya bağımlı olarak yaşayabilen ve üzerinde yaşadığı canlıya zarar veren mikroorganizmalardır.Bu canlılardan bazıları çok büyük boyutlara ulaşabilecek kadar erginleşebilir. Bir parazit üzerinde yaşadığı canlının besinine ortak olarak yaşamını sürdürür.Besine ortak olması ise üzerinde yaşadığı canlının zayıf düşmesine ve hastalanmasına neden olur.Günümüzde bilinen birçok hastalık parazitler neticesinde meydana gelir. Parazitlerin en bilinenlerinden birisi ise kedi, köpek ve sığırlarda yaşayan şerittir.Şerit başlangıçta kistle kaplı bir yumurta halinde iken konak canlının sindirim sistemine geldiği zaman sahip olduğu kisti kırarak erginleşmeye başlar ve hayvanın bağırsağına yerleşir. Yumurtalar karmaşık bir çevrim sonrası hayvanın sindirim sistemine girdikten sonra bağırsaklara yerleşerek derhal gelişmeye başlarlar. Bu gelişme ta ki hayvan erginleşip kancalarıyla konak hayvanın bağırsaklarına tutunana dek sürer. Hayvanın kisti ise sığırın midesindeki asitler vasıtasıyla çözülerek sindirim kanalı boyunca bağırsağa kadar ilerler. ![]() Parazitler genellikle üzerinde yaşadıkları konak canlılarının bağırsaklarında yaşarlar. Bağırsak parazitler için vazgeçilmez bir mekandır çünkü bağırsakta besinler henüz sindirilmek üzeredir ve parazit, bağırsaklar tarafından emilmek üzere olan bu hazır besini kendisi kullanmaya başlar.Tabii bu sırada konak canlıya da zarar verirler. En çok bilinen bir tür olan E - coli bakterisinin de kendi alt türleri arasına patojen özelliğe sahip bakterilerde vardır.Patojen bakteriler bir canlı içerisine girdiği zaman canlı üzerinde hastalık yapma özelliğine sahiptir.Tıp alanında özellikle ameliyathanelerde bu tip bakterilerin ameliyat esnasında açık olan yara bölgesine bulaşmaması için çok fazla sterilizasyon önlemleri alınır. Sterilizasyon yöntemlerinin başında ise mikrop kırıcı kimyasallar gelir.Bunun dışında ısıtma, UV ışığına tutma ve buharlama gibi yöntemlerle cerrahi aletlerin temizlenmesi sağlanır. UV yüksek enerjili bir ışık olup bakteri içerisine kadar nüfuz ederek bakterinin DNA'sını parçalar.UV ışık dalga boyu bakteriyi kesin olarak öldürdüğünden dolayı gıda sanayinde sıklıkla kullanılır. Koli basili (çomak) adı verilen diğer bir mikroorganizma türü ise kirli denizlerde ve durgun sularda yaşamaktadır.Koli basilleri belli bir sayının altında oldukları takdirde bulaştığı canlının kan hücreleri tarafından yok edilebilirler fakat sayıları arttıkça kan hücrelerine üstün gelmeye başlarlar ki nihayetinde ateşli hastalıklara neden olurlar. Bu yüzden belirli periyotlarda denize girilen yerlerde Koli basili sayımı yapılır. Bir parazitin, yaşadığı canlı üzerinde hastalık yapma gücü ve süresi türden türe değişir.Öyleki bazı parazit mikroorganizmalar hafif bir ateş meydana getirirken, bazı parazitler canlıyı bir kaç hafta içerisinde bile öldürebilmektedir. Parazitlerin yaşamını ve hastalık yapıcı özelliklerini inceleyen bilim dalı ise " Parazitoloji " dir. İlginç olan diğer bir bulgu ise parazit mikroorganizmaların konak canlılar dışında, kendi aralarında da savaş halinde olmalarıdır. Biliyoruz ki bakteriler ve diğer mikroorganizmalar çok hızlı üreyen canlılardır.Eğer bakteriler için özel hazırlanmış bir besi kabına 100 - 200 bakteriden oluşan bir koloniyi yerleştirip uygun koşulları sağlarsanız (37 C sıcaklık), bu bakteri topluluğunun sayısı 24 saat çerisinde milyonları bulabilir. Dünya üzerinde ise neredeyse sonsuz denilecek kadar çok sayıda mikroorganizma vardır.Her bir mikroorganizmanın bu derece hızlı ürediğini var sayarsak dünyanın bir kaç saat içerisinde boğazına kadar mikroorganizmalara batması gerekecekti. İşte mikroorganizmaların birbirleri arasındaki yaşam mücadelesi böyle bir duruma engel teşkil eder.Bir mikroorganizma, hem kendi grubundaki mikroorganizmalarla hem de diğer başka tür mikroorganizmalarla sürekli bir kimyasal savaş içerisindedir. Bakteriler başlangıçta az sayıda olup çok süratli bir şekilde üremeye başlarlar.A bölgesi bu hızlı üreme fazını göstermektedir. Bakteri populasyonu büyüdükçe ortamdaki besin maddeleri azalmakta ve bakterilerin dışarıya verdiği toksik madde miktarında artış meydana gelmektedir.Besin maddelerinin azalması neticesinde üreme hızı belli bir limitin üzerine çıkamaz.Bu devre duraklama devridir ve B harfiyle gösterilmiştir. C harfiyle gösterilen bölge ölüm devresidir.Bu devrede toksik madde miktarı besin maddesi miktarının çok üzerindedir.Ortamda çok fazla bulunan toksik maddeler bakteriler için zehir etkisi yapmakta ve ölümlerine neden olmaktadır.Dolayısıyla üreme hızı da ölümlere bağlı olarak süratle düşüş gösterir. Eğer doğada böyle bir feedback mekanizması var olmasaydı şu an ortamdaki mikroorganizmalar yüzünden göz gözü görmeyecek ve yaşamdan söz edemeyecektik. Mikroorganizmalar her ne kadar bizlerin gözünden kaçan önemsiz yaratıklar gibi gözükse de gerek yaşam biçimleri gerekse yerine getirdiği görevler bakımında doğanın dengesi için vazgeçilmez birer unsurlardır.Mikroorganizmalarda tıpkı diğer yaratıklar gibi kendisini tasarlayan varlığın emri doğrultusunda doğadaki tüm canlıların yaşamını devam ettirebilmesi için hiç durmadan çalışmaktadırlar. Doğadaki hiçbir canlı yoktur ki birbirleriyle etkileşim içerisinde olmasın... Resimler ve refarans bilgiler alıntıdır.. Saygılarımla.. |
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Sevgili Fedai çok güzel bir konu açmışsın.Dünyanın en iyi biyolojik atık su arıtma tesisi bu mikro organizmaların bazılarıyle yapılmaktadır.bulunduğu yerlerde yönlendirilmesi iyi yapılırsa birçok zararlı faydalı hale dönüşebiliyor.Ellerine ve emeğine sağlık
|
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
fedai abi ellerine sağlık 10 nümero olmuş.
Mikro evren yada makro evren, nereye bakarsak bakalım mükemmel yaradılmış bir sistem söz konusu onun için ne kadar şükretsek kafi gelmez. Geçen national geo da bilinen evren diye bir programda duyduğumdan sonra hala kendime gelemedim. her bir galakside milyarlarca yıldız olduğu şu ana kadar 200 milyon galaksinin keşfedildiği ve daha pek çoğunun keşdedilmemiş olduğu bu durumda dünyadaki tüm kum tanelerinden daha çok yıldızın evrende bulunduğu tahmin ediliyormuş. kısaca ve özetle etrafıma baktığımda yaradılmış herşey yaradan tarafından insana hizmet etmesi için yaratıldığını şahsi adıma çok net görüyorum. Konu baracuda tarafından (13.02.10 Saat 00:54 ) değiştirilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Fedai Abi paylaştığın değerli bilgiler için teşekkürler...
|
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
emeklerin için teşekkürler dostum
|
|
|
|
|
#6 |
|
Makro evren kainat , mikro evren beyin..." Zerre küllün aynasıdır " demiş...taaa o zaman 1400 küsür yıl önce..
Bu gün bilim daha yeni keşfetti bu sözün " hologramik evrene" işaret etiğini... Her bir zerrenin, tüm deneni varlığında barındırdığını,kapsadığını...Zerrede tümün,tüm bilgi ve özelliğinin var olduğunu...Onun için demişler sen seni bil sen seni diye... Sonsuz ,sınısız,sayısız noktalardan tek bir noktanın patlamasıyla varolmuş bu bizim evrenimiz...Bu bizim garip evrenimizde milyarlarla galaksi,ve her bir galaksilerde ise milyarlarla güneş uydularıyla..Böylesine devasa yapılar olan bu galaksilerden ise şu ana kadar evrenimizde 400 milyarcık tanesi keşfedilmiş...Her bir noktası canlı,şuurlu olan ,onlarca sayısız cennet ve cehennemi bağrında barındıran galaksimiz ve evrenimiz..Ve bu bizim evrenimizin varlığında var olan daha sayısız,hesapsız haddı hesabı olmıyan ,yatay ,dikey,paralel v.s gibi sayısız sonsuz evrenler...Ve bunlarda yaşıyan,sonsuz ,sınırsız canlı türleri ve oralara,onlara has muazzam sistemler.. Tüm bu akıl ötesi,beyni donduran,düşünce ve tefekkürü felç ettiren böylesine ihtişamlı,mükemmel, muazzam,devasa bi yapı...Evrenimiz.. Tüm bu ihtişam,ululuk,büyüklük daha tek bir noktadan patlıyarak açılmış,saçılmış,sonsuz ,sınırsız bi yapı...Ve daha milyarlarca ,trilyonlarca ,sayısız diğer noktalardan patlıyarak açılan evren ve evren içre evren ve oranın canlıları,yaşıyanları,sistemleri...İşte filmin koptuğu nokta...Haşyet denen hissi oluşturan duygu...Ve tüm bu varlığı,bu ihtişamı,bu düzeni ,bu canlıları,bu varlığı varlığında ,varlığıyla ,varlığından yaratan bi " şey "..Ve o şeye ise soranlara yine kendisi vermiş kendi ismini.." ALLAH " ...Düşünülmesi,tefekkür edilmesi,hayal edilmesi,anlaşılabilmesi,mümkün olmıyan...Hiç bir mana,tarif,kelime ile tanımlanamayan...Tanımlanan her şeyin ise aslı,hakikatı olan ama o tanımlama ilede kayıt altına girmeyen "o şey" .." O'nu bilmek demek O'nun bilinemezliğini bilmek demektir " demiş,biraz olsun bilebilenler ,tanıyabilenler...Yine battık gittik , batılası yerlere... Kalın sağlıcakla... |
|
|
|
|