Anasayfaya Git!

Go Back   Balık Avı ve Amatör Balıkçılık Bilgi Makaleler

Makaleler Üyelerimizden.

OLTACILARDER 5. Geleneksel Turna Balığı Yakalama Yarışmaları Şenliği 9-10 Haziran 2012'de Bala Kesikköprü Barajında yapılacaktır. Detaylar İçin Tıklayınız...
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 17.02.10, 12:33   #1
Talip Girgin
Üye
 
Talip Girgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04/2/2010
Üye Adı: Talip Girgin
Memleket:İstanbul-K.Çekmece (İğneadalı)
Yaş: 50
Kan Grubu: A Rh (+)
En İyi Avı:
Mesajlar: 95
Referans: 0
Talip Girgin is on a distinguished road
Kaçak Avcılar!! 1-2



"Üveyik yerine, yanlışlıkla vurduğumuz bir kuş var ki, adam öldürmüş kadar korkmuştuk! Kimsenin bulamayacağı bir yere kuşu gömdük."

Çiftçilerin, yaban hayatın içinden gelen davetsiz misafirleri arazilerinden kovmak için küçük gaz tüplerinden yaptıkları, tüfek gibi patlayan ses düzenekleri var. İstenilen sıklıkta patlaması için ayarlanır. Gündüzleri karga sürüleri, geceleri domuz sürülerini korkutmak için oldukça işe yarar.

Çiftçiler mahsullerini kaldırana kadar bu tüp patlamaları sürer. Av sezonu açıldıktan sonra yani bıldırcın zamanı; tarlalarda kavun, karpuz, domates, mısır, kıvırcık, marul, taze soğan, biber, patlıcan vs, olur. Biz arkadaşlarla bu tüp patlamalarına alışmıştık.

Tarla veya bahçe bekçileri ile avcılığımız sırasında sıkı dostluklar kurduk. Zaten bizimkinin adı, avcılıktı. Bir köyden diğer köye, gülüş cümbüş kız almaya giden düğün alayı gibiydik! Maksat, “av’a gittik” diyelim. “Yemin etsek başımız ağrımaz” deyiminde olduğu gibi!
Bizim gürültümüze gelen tarla bekçileri ile ayaküstü muhabbetimizin sonunda, yalnızlıktan canı sıkılmış bekçinin mekânında çay içerken buluyorduk kendimizi.

Önemli olan doğa ile baş başa kalıp ROBİNSON CRUİSE hayatı yaşamaktı.

Karşı tepede bizim gibi bir araya gelen üç beş arkadaş, yaktıkları kamp ateşi yanında aşırı özgürlük patlaması yaşadıkları bir anda tarlalardaki gaz tüfeklerine nazire edercesine silahlarını ardı ardına ateşliyorlardı. Pat, pat, … pat, pat …pat pat…!

Mustafa ağabey durur mu? O da tüfeğini alıp gökyüzüne çeviriyor ve pat, pat… Ardından bacanağım Ali pat, pat… ve gözler bende. Al benden de pat, pat…!

Karşı tepedeki avcılarla selamlaştıktan (!) sonra; en yakın yazlıkçıların balkonlarından on dörtlüğün sesi bizim gürültümüze kapak oluyordu Son olarak bakır cezve de pişirdiğimiz bol köpüklü Türk kahvesi ile geceye damgamızı vurup, sabah avı için istirahata çekilirdik.

Aynı zamanda Mustafa ağabey bizim aşçımızdı. Elinden her şey gelirdi. Özellikle çiğ köftesi ve acılı güveci süperdi.
Ateş yakmak için odun toplama işini biz üstlenirdik. Sabaha kadar ateşi canlı tutabilmek için odunu bol olan yerleri tercih ederdik. Bazen gideceğimiz yerin özelliğine göre yakacaklarımızı yanımızda götürdüğümüz olurdu.
Av’a gelirken önce bir markete girer, balık, tavuk, köfte herkesin zevkine göre mangallıklarımızı alırdık. Zaten vuracağımız avdan medet umsaydık, şimdiye kadar açlıktan ölürdük

Hiç unutmam bir keresinde Marmara Ereğlisi’nde bacanağımın yazlığındayız. Av için geldiğimiz ilk gecenin sabahıydı. Mustafa ağabey ve bacanağım akşamdan biraz fazla kaçırınca, kahvaltıdan önce çiy düşmüş çilingir sofrasındaki buz gibi rakıdan, birer kadeh dibi kuru çektiler. Hemen arkasından Bayram ağabeyimin “Gözde” turşusundan birer parça lahanayı ağızlarına atıp, garç gurç sesler çıkararak benim canımı çektirdiler

Arkasından “Ohhh” çektiklerinde, yutkunup “Yarasın” diyebilmiştim. Benim gastritim vardı ve içkiyi ağzıma koyamıyordum. Ama ne olursa olsun, akşama içmeyi kafama koydum!
Akşam yemeği için gidip Marmara Ereğli'sindeki balıkçılardan, dört adet babaca lüfer aldık. Biz üç kişiydik ama belki sürpriz bir misafir gelir diye bir lüfer fazla almıştık.

Bacanağım ve Mustafa ağabeyin av tutkusu çilingir sofrasının çapı kadar bir alanı kapsadığı için ne vuracağımız av'a ne tutacağımız balığa güvenebiliyorduk!

Akşam olduğunda erkenden içmeye başlayan ekibimizin (benim dışımda) üzerine rehavet çökmüştü.
Kuzu gibi lüferleri sırasıyla ızgaradan alıp masaya herkesin önüne koyuyordum. En son kendim için kızarttığım lüferi kendi önüme koyduğumda, bizim ekip uçmuştu!

Her ikisi de güzelim lüferlerinden birer çimdik almış, kadehlerdeki rakılar ile şişedeki rakı hep aynı duruyordu. Dün geceki atmacıkları ve çılgınlıkları gitmiş, başlarını kanatlarının arasına sokan tavuklar gibi erkenden sofra başında uyumuşlardı.
Oturdukları piknik taburelerinde öne doğru sarkmış küçük şişko göbeklerinin içine gömülmüşlerdi.

Karşılıklı bir melodi içindeydiler.

Mustafa abi: Orhan abimizden; Ben ne yaptım kader sana ….mahkum ettin beni bana…her nefeste bin sitem var… Şikâyetim yaratana…

Derken…

Bacanak: Ferdi abimizden; Ne yapsakta olmuyor… Kavuşmamız imkânsız… Yuvasız kuşlar gibi bende kaldım yuvasız… İnsanım hakkım değil mi? Seni çok seviyorum…

Diyordu..

Vallahi bende sizi çok seviyorum ama ben üç tane lüferi yiyemem ki?
Efendim bu iki arkadaşın “Magirus” dolmuş minibüsleri var. Benim gibi rüyalarında demir dövecek değiller ya!

Mustafa abinin hep yaptığı ama kendisinin yemediği acılı ezme hiç bozulmamıştı.
Midemin yanmasına rağmen bu gece ne olursa olsun söz vermiştim, ben de içecektim. Ve öylede yaptım.

Sabah ayazında kalmış buz gibi rakı tadı olmasa da, güzel gidiyordu. Bir taraftan lüfere dalmış bir taraftan bacanağı dürtüyorum, “Uyan bak nasıl içiyorum” diyeceğim! Bacanak bana mırıldanarak “Orada duramam yasak” diyor!

Mustafa abiye dokunmaya kalksam tabureden düştü düşecek, zaten panik atak uyuyor.
Tek başıma hem lüferleri yedim, hem içkimi içtim. Bir ara her ikisi de kalkıp homurdana, homurdana kendilerini içerdeki yataklara atıverdiler.

Devam edecek...
Talip Girgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.02.10, 12:34   #2
Talip Girgin
Üye
 
Talip Girgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04/2/2010
Üye Adı: Talip Girgin
Memleket:İstanbul-K.Çekmece (İğneadalı)
Yaş: 50
Kan Grubu: A Rh (+)
En İyi Avı:
Mesajlar: 95
Referans: 0
Talip Girgin is on a distinguished road
Devamı :)



Mutfaktan gelen sesleri duymamak için başımı battaniyenin altına soktum. Mutfak ve salon duvarı arasındaki servis camından benim kıpırdadığımı gören bacanağım, ağzı kulaklarında gülerek yanıma geldi.
- len bacanak hani içecektin? Rakı olduğu gibi duruyor?
Başımı battaniyenin altından çıkarıp bacanağıma baktım. Elinde akşamki rakı şişesi duruyordu.
- İçeceğim dediysem, şişeyi bitireceğim demedim ki bacanak!
- Hadi kalk ava çıkacağız… Mustafa ağabey çorbayı ısıttı!
-Tamam kalkıyorum…

Mustafa ağabeyin yaptığı paça çorbası ile karnımızı doyurduk. Kahvaltıdayken bacanağım yüzüme bakarak pis pis sırıtıyor. “Neymiş, içecekmiş falan filan” gibi kinayeli laflar ederek beni kızdırmaya çalışıyordu. Mustafa ağabey olan bitenin farkında tabi o sadece gülüyor…

Güneş, kendini gösterene kadar sabahları serin oluyor, üşümemek için sıkı giyiniyorduk. Öğle sıcağına kaldığımızda ise, üzerimizdeki fazlalık kıyafetler bize yük oluyordu.
Bunu bildiğim için kıyafet seçimine özen gösteriyordum.

Güya bıldırcın avlayacaktık ama ucu bucağı görünmeyen tarlalara kimsenin canı girmek istemiyordu. Fakat bacanağım ve Mustafa ağabey mecburdular! Ben dün sabah güneş doğmadan önce kalkmıştım. Av sahasında dolaşarak tek başıma kaldırdığım altı adet bıldırcının altısını da vurmuştum. Yazlığa geldiğimde ekibi uyandırmış, kuşlarla hava atmıştım. Benim vurduğum bıldırcınları gören ekip “tüh be sabah avını kaçırdık” deyip bana kendilerini kaldırmadığım için sitem etmişlerdi.

Uyandırmaya çalıştım ama 03.00 kadar oturduktan sonra 05.00 nasıl kalkacaklardı?
Aynı günün akşamı, lüferden önce benim bıldırcınlara iş oldular ama eve söz vermiştim. Hatta sözden öte!

“Ava gidiyorum diye hafta sonu evden kaçıyorsun (!) daha bir şey getirdiğini görmedik? Bu seferde bir şey getirmezsen, bir daha av mav yok o ka ” !

Böyle bir azar işittik Hanımdan… Vallahi haklı… Git gez eğlen gel! Hani av? Vurduk yedik pöhh! YALANCILAR…

Parayla veya bir başkasının verdiği avı alıp eve götürsem ve bunu ben vurdum desem, yeminle hanım benim yüzüme bakınca anlıyor. “Bak bana” dediği anda film kopuyor. Kulaklarıma kadar kızarıyorum. Yalan yapamıyorum kardeşim ne yapayım zorlamı? Ağlasanız da zırlasanız da bıldırcın şiş yok. Bu kez bıldırcınlar eve gidecek. Kulaklarım kızarmadan, göğsümü gere gere, “ Bunları ben vurdum Hanım” deyip mutfak masanın üzerine atacağım.

Aslında hanımın av filan istediği yok, üzerine para verseniz bir lokma av eti yemez. Benim, evden kaçmak için avı bahane ettiğimi sanıyor. Aslına bakarsanız bende pek yiyorum diyemem; belki fazla vuramadığım için alışamamışımdır)

Bacanak ve Mustafa ağabey, benim bıldırcınları görünce hırs yaptılar. Onlar da bıldırcın vurup eve götürmek istiyorlardı. Belkide akşam o yüzden erkenden kıvrıldılar

Haydi, arkadaşlar rast gele…

Ben yola yakın tarla Anıklarında gezerken bizim ekip tarlanın iki başından birbirine paralel aynı hizada gidiyorlar. Bu sabah fazla üzmek istemiyordum kendimi. Yol boyunca gidip ekipten ürken kuşları hedef almıştım.

Bu iki magirusçu o tarlanın içinde ne yapar ne ederler anlamış değilim! Bir silah sesi bile duymadım.
Bir iki kez kışşş kışşş dediklerini duydum o kadar. Tarlanın sağında biri, solunda biri karşılıklı muhabbetin belini kırıyorlar.

Yol ağzında buluştuk.
-Yokmu bacanak bir şey?
- Yok bacanak…
- Sizde çok gürültü yapıyorsunuz ama bacanak?
- Biz mahsus gürültü yapıyoruz kuşlar bizi duyup kalksın diye!
-Anfi getirseydik?
- Neymiş o?
- Hoparlör bacanak… Bağırırdık! Kışşşt, şııışt, biz geldik sayın kuşlar nerdesiniz filan gibi seslenirdik. Kih kih kih.
- Dalga geçme bacanak zaten ayaklarıma bir sürü diken battı.
- Bacanak bu kuşlar bu şekilde kalkmaz. Onları sopayla çalılara, anızlara vurarak kışkışlayacaksın. Bıldırcınlar seni duyduğu zaman, senin önünde seninle birlikte yürür! Sen gidersin o gider. Sessiz olur ve aniden onun bulunduğu yere vurursan kuş ürker ve parlama yapar pırrrrr. Bazen o kadar sinerler ki nerdeyse üzerine basacak olursun…

Bacanak; “kuş muş yok! Gitmişler, ben bir daha anıza girmem…” dedi
Mustafa ağabey kendini yere sırt üstü atmış ”kuşlar Bulgaristan’a kaçmışlar Aliii” diye bağırıyordu.
Ali çoraplardan dikenleri temizlerken söyleniyordu. “Kuşuna da, muşuna da… perişan oldum anasını satım”

Bacanağımın tüfeğini alıp kontrol ediyorum, içinde fişek olmadığını gördüm! Bacanak bravo vallahi mola zamanı hemen fişekleri tüfeğinden çıkarmışsın?
-Yokmu içinde fişek?
- Yok!
Bacanak biraz mahcup bir tebessümle zoraki bir gülümseme ile
-Al işte, bıldırcın çıksa vuramayacakmışım, tüfeğe fişek koymayı unutmuşum!
- Sende ağzınla pavv pavv yapardın ne olmuş yani?

Hep birlikte gülüyoruz…

-Yine her zaman ki gibi bir muhabbet ve sohbet içinde toprak yoldan dere kenarına iniyoruz. Zaten duble muhabbet yüzünden Ereğli'de ki bütün avlar Çorlu üzerinden, Yıldız dağlarını aşıp Bulgaristan'a uçmuşlardı muhtemelen!

Gelen üç tane Robinson ’dan çekinmeyen, adeta meydan okuyan bir delikanlı kuş; üveyik sahasında olduğunu ve gelen avcıların acemi olduğunu hesaba katmamıştı! Marmara Ereğlisi’nin denize aktığı yerden başlayıp, tarlaların içinden Yeniçiftlik barajına doğru her iki tarafı da çeşitli cins ağaçlarla çevrili derenin kenarında, meçhul bir kuşun peşindeyiz!

Tabi bizim için o anda bu kuş üveyikti! Abartmıyorum, bu kuşun peşinden neredeyse Ereğli’den Yeniçiftlik barajına kadar geldik.

Bu takip sonunda, çatak batak demeden geldiğimiz bir noktada, ellerimiz dizlerimiz de kan ter içinde soluk soluğa kalmış dinleniyorduk. Üç arkadaş kafa kafaya vermiş, son olarak bu meçhul kuşla alakalı savaş stratejimizi belirledik!
Birimiz derenin sağ tarafından, birimiz sol tarafından, birimizde derenin içinden gidecektik. Yaz olduğu için derede fazla su yoktu. Bazı yerler tamamen kuru. Su olan yerlerde ise kenarları yürümeye müsaitti. Her iki taraftaki ağaçlar derenin üzerine şemsiye gibi çökmüş bir koridor gibi duruyordu.

Gözümüzü ağaçların üzerinde daldan dala atlayan kuşa çevirmiş ve onu arpacığın önüne getirmeye çalışırken, yerdeki çalıların içinden kaçırdığımız bir dünya karatavuk, sarıasma, oldu! Ama biz taktık bir kere bu kuşa. Kuş bizimle sanki alay ediyor! Bir o dalda bir bu dalda çikçik,çakçak,çikçik,çakçak çakacağız ama bir dursan!

Birden bacanağım sol taraftan bana sessiz olun işareti yaptı. Bende sağ taraftaki Mustafa ağabeye aynı işareti yaptım. Bacanağım tüfeği suratına kaldırdı nişan alıyordu attı atacak, vurdu vuracak! Soluk almadan onu olduğumuz yerden izliyorduk.
Sonra tüfeği yavaşça suratından indirdi ve bana “gel” işareti yaptı. Sine sine yanına çıktım bana “Sen at ben kaçırabilirim” dedi!

Sadece kuyruğu gözüken ve “Çik,çak,çik,çak” sesi duyulan kuşa silahımı doğrultup, soluğumu tutmuştum, gez göz arpacık tam askerde öğrettikleri gibi. Tetiğin boşluğunu alıp çektim. Piştavvvv diye yankılanan tüfek sesi sonrası kuş tepe taklak yere.

Aslan vurmuş gibi koşarak gidip baktık
Bu üveyik değil ki?
-Yahu bacanak keşke sen ateş etseydin. !
- Niye'?
-Bu hayvan halen yaşıyor olacaktı da ondan.
Bir sessizlik çöktü…
Masum bir ifade ile yüzüme bakıp bilmeceyi çözmeye çalışıyorlar, sonra başlıyoruz gülmeye.

- Bacanak, sen niye ateş etmedin?
- Gözlüğüm kırıldı…
- Ne zaman oldu bu?
- Az önce… ağacın dalı takıldı ve gözlüğüm yere düştü. O anda adımımı atmış bulundum” krak” diye bir ses duydum. Bir baktım ki gözlüğümün üstüne basmışım!
Cebinden gözlükten geri kalanlarını çıkardı! Camlar sağlam ama kasa kırılmış.
Bacanak Mustafa ağabeye baktı ve bir kâh kaha attı…
-Muso sana ne oldu, dağıtmışsın kaseyi?

Mustafa ağabey ağaçların tepesine bakarken derenin şev’inden aşağı yuvarlanmış pantolon ağzı önden geriye kadar sökülmüş, altındaki çiçekli kırmızı donu görünüyordu. Zagor’un Çiko’su gibi bir adamdı Mustafa ağabey. Alçak boylu tombul bir şey. Dünya tatlısı ağabeyim, kendini toplamaya çalışmış ama topladığı hiç belli olmuyordu

Ben sesimi çıkarmıyorum ama benim de ayakkabılarımın içi vıcık vıcık su olmuştu. Birkaç kez dizlerime kadar suya batmıştım. Ayağımdaki spor ayakkabılar bir ıslanıyor bir kuruyordu.

Gelelim sadede bu kuş ne olacak?
- Len bacanak sen bunun neresinden vurdun, hayvanda yara bere izi yok?
- Ohaaa artık. Nasıl olur?
-Al, bak…
Hakikatten kuşta kurşun izi yok!
- Bacanak bu eceliyle ölmüş!
- Yok, daha neler. Görmedin mi, ben silahı patlatınca nasıl düştü?
- Oğlum bu korkudan ölmüş!!!
Öyle ya da böyle hayvan ölmüş işte!
-Valla bacanak ben bu kuşu tanımıyorum jandarma bizi yakalarsa anlatamayız da, biz bu kuşu saklayalım.
-Yok ya ne olacak bilmiyorduk vurduk deriz…
- Deriz de onlarda bizi dinler!
Mustafa ağabey ”Ben şuradaki kayalıkta bir yarık gördüm onun içine atalım, hem merak ediyorum nedir orası” dedi.
Biraz geri giderek, Mustafa ağabeyin gösterdiği çalılıkların gerisinde, doğal kayadan bir yamaç vardı.

Dikkatli bakmadan, burayı fark etmek imkânsızdı. Mustafa ağabey burayı tekerlenip düştüğü zaman ağaçların arasından görmüş! Bölgedeki ağaçlar ve karaçalılar girişi tamamen gizliyordu. Yarık, dereye elli metre kadar içerde bir yerdeydi. Dalları eğerek birbirimizin suratına vurmadan yerden dört beş metre yüksekteki bu yarığa tırmandık.

Birbirimize yardım ederek yarıktan içeri girdik. Burası acayip güzel doğal bir sığınak… Vurduğumuz kuşu hemen bir köşeye gömdük. Ve onun akıbetini unuttuk. Hayretler içinde, büyük bir şaşkınlıkla etrafı kolaçan ediyoruz. Birbirine bağlantılı iki küçük oda, etrafta tilki izleri ve parçalanmış kuşkanatları vardı. Tırmandığımız yerden dışarıya baktığımızda, dere, deniz tarlalar her şey önümüzde tablo gibi duruyordu.

Hemen sağ tarafımızda ise Tümülüs tepesi bütün heybeti ile duruyordu. (Az tavşan kovalamadım onun yamacında!) Bacanak; “Burada bir işaret var” dedi. Baktım; kalın kirpikli bir göz resmi vardı. Sonra cebimden çıkardığım mendille duvarın üzerindeki tozu toprağı sildim. Gözün etrafında yılan, balık, kaplumbağa resimleri vardı!


Bak bacanak; yılan ölümsüzlüğü simgeler. Etrafta mezar var demektir. Balık Roma Helenistik dönemine işaret eder. Kaplumbağa ise sürünerek geçilecek bir tüneli işaret eder.

Gözün devamında… Duvarda devam eden hiç bozulmamış resimler vardı. Ağaç dalları ile içerdeki örümcek ağlarını şöyle bir toplayıp hareket alanımızı genişlettik.

Koyun sürüsünün başında, elindeki sopasına dayanmış bir çoban resmi vardı. Ona yaklaşan üç beş tane Bizans askeri… Çoban sürüyü bırakıp onlarla gidiyor. Biraz daha sola doğru gidiyorum. Çoban bir kralın önünde eğilmiş. Kral ona bir kılıç uzatıyor…

Mustafa ağabey diğer yandan bağırıyor “Burada bir tünel buldum gelin…” Bacanakla hemen onun yanına gittik. Aşağı doğru inen taştan merdivenler var… Birkaç basamak indik ama zifir karanlık içerden garip sesler geliyor. Bacanağım çakmağını yaktığı anda iki tane kırmızı göz ile burun buruna geldik! Tam gaz geriye kaçarken nerdeyse birbirimizi eziyorduk. Biz tüfeklerimizi elimize alana kadar kocaman kanatları ile bir baykuş aramızdan fırladı ve yarıktan dışarı uçtu gitti.

Bütün cesaretimizi toplayarak tekrar tünele girdik. Derinlemesine içeri doğru uzayan ve gittikçe daralan bir tünel! Gerekli tesisat olmadan ilerlemek mümkün değildi.

Tekrar duvardaki resimlere döndük.
Çoban, bu kez Bizans askerleri gibi giyinmiş ordunun en önünde duruyor. Resimleri takip ederek karşı duvara geçiyorum. Çoban savaş alanında bütün heybeti ile savaşıyor!

Biraz daha sola doğru yürüdük. Çobanı birkaç Bizans askeri tutmuş götürüyor! Kral; çobanın başında el işaretleri ile ona bir şeyler anlatıyor. Duvarı biraz daha siliyorum. Sonra çoban köle kılıklı insanlar ile birlikte, Bizans askerleri ile savaşıyor!

Çobanı zindana demir parmakların arkasına atmışlar. Çoban zindanda bir tünel kazıyor, iki çizgi ile belirtilmiş tünel birkaç adım çizilmişti. Çoban bu tünelin içinde sürünüyor. Tünelin sonunda güneş var. Yani özgürlük! Tam bu sırada dışarıdan güneş ışıkları mağaranın tüm karanlık yerlerini aydınlatacak kadar yükselmişti.
Çoban sürünerek çıktığı tünelden dizlerinin üzerinde güneş’e ellerini açmış dua ediyordu. Resimlerin bittiği noktada duvar da bitmiş, Marmara Ereğlisi ve deniz tablo gibi önümüzde belirmişti!



“Güneş sembolik olarak Hitit medeniyetine ait, Mitolojik semboldür, tapınak ya da kral veya kral ailesine ait mezarı yansıtır. Diğer medeniyetlerde yine mitolojik olarak kullanılmıştır. Güneş sonsuzluğu simgeler, tek tanrılığın sembolüdür. Mısır da Ra. Güç, işlerlik, faal olma ve gündüz anlamındadır. Altın gömüsüne işarettir. Gömü ifade ediyorsa doğuya bakması beklenir. Kayalardaki göz ile güneşi karıştırmamak lazım. Yarım güneş Taç sembolüdür. Ayrıca kraliçeye işarettir. Bu sembolün sırt tarafında yani batı yönünde bir mağara girişi aranmalıdır.”
- Her şeyden önemlisi bu Çobanın kim olduğunu biliyor musun bacanak?
-Kim?
- Bu Spartakus!
-Bacanak heyecanla, bak işte gömünün olduğu yer Tümülüs!
Aynı anda Mustafa ağabey bağırıyordu…
- Sende mi Brutüssss…

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

(Kaçak avcılar!) sizin düşündüğünüz gibi değildir!

Efendim benim bacanağım ve Mustafa ağabeyin, Minibüs şoförü olduğunu daha önce belirtmiştim. Haftanın yorgunluğunu, stresini, atmak için avcı kimliğine bürünmüşlerdir.

Bunların gez, göz, arpacıkla filan işleri olmaz. Tekirdağ rakısı ve balık en büyük tutkularıdır! Onlar için en iyi av, şişenin dibini muhabbetin belini kırdıkları andır. Bendeniz de bunun ilk önceleri gerçek av olacağını sandığım için tongaya düşen bir av olduğumu anladığımda iş işten çoktan geçmiştir.

Şikâyetçi de değilim işin gerçeği! İllaki av olacak diye bir saplantım olmadı şimdiye kadar çok şükür. Doğa da bulduğum, muşmula, kızılcık, erik, armut, elma, ceviz, incir, üvez, halat, böğürtlen, karamuk, kuşburnu, zehirli olmayan mantarlar vs. Bunlar benim için birer av sayılırdı.

Doğadaki ağaçları tanımak, bitkileri çiçekleri, meyveleri, sebzeleriyle… Ekini, çavdarı, yulafı, günebakanı, mısırı, kavunu karpuzu tanımak, bilmek onların büyüdüğünü, olgunlaştığını görmek, yaşamak hissetmek… Heybemize attığımız en büyük avımızdır bizim.

Kıra düşmüş bir karpuzun yarılması, dalından koparılmış bir salatanın gevrekliği, tarla sahipleriyle kurulan dostlukların hoş sohbetleri birer ganimettir benim için!

&&&&&&&&&&&&&&&

Gökyüzünü kara bir bulut gibi kaplamıştı karga sürüsü. Hadi bacanak, patlat diyorum bir tane. Bacanağım tüfeğini havaya kaldırıyor ve tetiği çekiyor… Kaç tane düştü dersiniz… hiç!
Hemen yanımdaki halat ağacının en yüksek dalına çıksam, üzerimden geçen kargaların ayaklarından birkaç tane tutabilirdim. O kadar kalabalıklar!
Acemilerin silah sesine kargalar o kadar alışmış ki hiç panik yapmıyorlar.

Bizimki elini alnına koymuş, kaç tane düşecek diye bekliyor. Binlerce karganın arasından onlarca saçmayı nasıl hiç birine zarar vermeden geçirdi diye, gidip kendisini tebrik ediyorum. Yeminle bir tüy dahi düşmedi.

Toparlandıktan sonra;
- Gördün mü bacanak, saçmaları nasıl kargaların arasından geçirdim? Sen bunu yapabilir miydin?
He he he
Vallahi, billahi yapamazdım.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Bir gün bunlara bir hedef koydum vursunlar diye, gülmekten yeminle karnıma sancılar girdi. Yerlere yattım! Millet avlanırken bunlar kaçmış, kaçak avcılar! Yahu kardeşim, size askerde öğretmediler mi?
Gez göz arpacık tetiğin boşluğunu al ve çek. Ama borunun üstünden bakarsan sonuç bu olur.
Tüfeklere mana buldular olmadı… Fişeklere mana buldular olmadı… Sonunda bana mana buldular hedefi çok uzağa koymuşum diye (kırk adım).

&&&&&&&&&&&&&&&&&

Geçenlerde duydum ki bacanak bir tavşan vurmuş, sormayı unuttum kaça vurmuş!
Ankara tavşanı olmasın sakın?

Bacanağım ve Mustafa ağabey gibi, kaçak avcılar (!) olduğu sürece, kimse korkmasın her yer av cenneti olur!

Duydum ki bacanağım artık eskisi gibi içemiyormuş, karaciğerinde yağlanmamı ne olmuş!
Duydum ki Mustafa ağabey artık eskisi gibi çiğ köfte, acılı ezme, acılı güveç yapmıyormuş yiyen olmadığı için!

Duydum ki Mustafa ağabey acılı yemeği kendinden başka herkesin sevdiğini sandığı için yapıyormuş.
Duydum ki her ikisi de emekli olmuş, ama konuşmuyorlarmış, aralarından kara kedimi ne geçmiş!

Ama ben her ikisini de seviyorum. Bana güzel hafta sonları yaşattıkları için. Zira onları sevmesem, gastritim varken yermiydim o kadar acılı yemeği!

Birbirimizi kırmama pahasına, bizler dostluk adına, bırakın acılı yemeyi çiğ tavuk bile yeriz.
Yeter ki, kara kediler dostların arasına girip fesatlık ağlarını örmesinler!

Yeni bir hikâyede buluşmak üzere hoşça kalın dostlar...
Talip Girgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.02.10, 12:37   #3
Talip Girgin
Üye
 
Talip Girgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04/2/2010
Üye Adı: Talip Girgin
Memleket:İstanbul-K.Çekmece (İğneadalı)
Yaş: 50
Kan Grubu: A Rh (+)
En İyi Avı:
Mesajlar: 95
Referans: 0
Talip Girgin is on a distinguished road
Arkadaşlar yazdığım en son raporum! Sizinle paylaşmak istedim. Gerçi lüferler satın aldık ama idare edin. Selamlar...
Talip Girgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.02.10, 12:40   #4
Sefa AYKENAR
 
Sefa AYKENAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 26/3/2009
Üye Adı: Sefa AYKENAR
Memleket:Ankara
Yaş: 33
Kan Grubu: A Rh (+)
En İyi Avı: Kazandığım Dostlarım
Mesajlar: 2.591
Referans: 3
Sefa AYKENAR will become famous soon enoughSefa AYKENAR will become famous soon enough
Birbirimizi kırmama pahasına, bizler dostluk adına, bırakın acılı yemeyi çiğ tavuk bile yeriz.
Yeter ki, kara kediler dostların arasına girip fesatlık ağlarını örmesinler!

Talip ağabey çok güzel yazmışsınız bir çırpıda okudum emeğinize sağlık çok güzel noktalara değinmişsiniz teşekkürederim
Sefa AYKENAR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.02.10, 13:40   #5
Tayfun TURNALI
 
Tayfun TURNALI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07/3/2009
Üye Adı: Tayfun TURNALI
Memleket:SAKARYA
Yaş: 40
Kan Grubu: 0 Rh (+)
En İyi Avı: cezalıyım..
Mesajlar: 2.116
Referans: 0
Tayfun TURNALI will become famous soon enoughTayfun TURNALI will become famous soon enough
eline sağlık abi..çok enteresan ve eğlenceli bir rapor olmuş...sağol...
Tayfun TURNALI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.02.10, 15:12   #6
Nuri ERTİK
 
Nuri ERTİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20/3/2008
Üye Adı: Nuri ERTİK
Memleket:Eskişehir
Yaş: 39
Kan Grubu: B Rh (-)
En İyi Avı: Yayın,35 kg, Aras
Mesajlar: 2.873
Referans: 4
Nuri ERTİK will become famous soon enoughNuri ERTİK will become famous soon enough
Harika bir hikaye.
Bir ara o lüferlere ben de sulandım ama
Nuri ERTİK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.02.10, 16:16   #7
CARPKOLİK
 
CARPKOLİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22/5/2008
Üye Adı: Hüseyin
Memleket:ANKARA...
Yaş: 52
Kan Grubu: A Rh (+)
En İyi Avı: Hiç bir zaman olmayacak....
Mesajlar: 697
Referans: 0
CARPKOLİK will become famous soon enoughCARPKOLİK will become famous soon enough
Helal olsun talip...Yeminle hakkettin bunu...Adeta mest ettin bizi...!!! Mest olduk...
CARPKOLİK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.02.10, 16:46   #8
Kamil Metin
 
Kamil Metin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 26/4/2009
Üye Adı: Kamil METİN
Memleket:Ankara
Yaş: 49
Kan Grubu: A Rh (+)
En İyi Avı: turna ve sazan
Mesajlar: 2.224
Referans: 1
Kamil Metin will become famous soon enoughKamil Metin will become famous soon enough
hani bir hikaye okursun,ya bırakmak istersin,de bir türlü bırakamazsın,
okudukca seni içine içine çeker adeta sürükler, aynen öyle oldum.
talip abi gerçekten sende yazarlık falan varmı, valla harika bir makale olmuş,
gönlüne ve yüreğine sağlık tşk.
Kamil Metin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.02.10, 17:03   #9
Şaban ERTİK
 
Şaban ERTİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30/1/2010
Üye Adı: Şaban ERTİK
Memleket:Eskişehir
Yaş: 62
Kan Grubu: AB Rh (-)
En İyi Avı: OLTACILARDER
Mesajlar: 36
Referans: 0
Şaban ERTİK is on a distinguished road
Kaleminize sağlık.
Şaban ERTİK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.02.10, 20:40   #10
Talip Girgin
Üye
 
Talip Girgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04/2/2010
Üye Adı: Talip Girgin
Memleket:İstanbul-K.Çekmece (İğneadalı)
Yaş: 50
Kan Grubu: A Rh (+)
En İyi Avı:
Mesajlar: 95
Referans: 0
Talip Girgin is on a distinguished road
Alıntı:
seay Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Birbirimizi kırmama pahasına, bizler dostluk adına, bırakın acılı yemeyi çiğ tavuk bile yeriz.
Yeter ki, kara kediler dostların arasına girip fesatlık ağlarını örmesinler!

Talip ağabey çok güzel yazmışsınız bir çırpıda okudum emeğinize sağlık çok güzel noktalara değinmişsiniz teşekkürederim
Beğendiğinize sevindim kardeşim sağ olun...

Alıntı:
Tayfun TURNALI Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
eline sağlık abi..çok enteresan ve eğlenceli bir rapor olmuş...sağol...
Beğendiğin için sağ ol Tayfun kardeşim çok teşekkür ederim...

Alıntı:
Nuri ERTİK Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Harika bir hikaye.
Bir ara o lüferlere ben de sulandım ama
Keşke gelseydin bir tane fazla vardı zaten

Alıntı:
CARPKOLİK Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Helal olsun talip...Yeminle hakkettin bunu...Adeta mest ettin bizi...!!! Mest olduk...
Beğendiğine sevindim Hüseyin ağabey sağ olun...

Alıntı:
hevesli18 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
hani bir hikaye okursun,ya bırakmak istersin,de bir türlü bırakamazsın,
okudukca seni içine içine çeker adeta sürükler, aynen öyle oldum.
talip abi gerçekten sende yazarlık falan varmı, valla harika bir makale olmuş,
gönlüne ve yüreğine sağlık tşk.
Çok sağ ol kardeşim, beğendiğine sevindim tekrar görüşmek üzere...

Alıntı:
Şaban ERTİK Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Kaleminize sağlık.
Teşekkür ederim ağabey sağ ol. selamlar...
Talip Girgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil


Sponsorlar
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.