Sazanın Soluması
Sazan solumak için önce suyu solungaç kapakları kapalıyken ağzına alır ve ardından da ağzını kapar. Bunun ardından, solungaç kapaklarını açarken ağzının alt kısmını yükseltir ve suyu solungaçlardan dışarı püskürtür. Ağızdan suyun kaçmamasını sağlamak için sazanın ağzının üst kısmında bulunan bir deri parçası vardır ki bu deri ağzı mühürler ve tüm suyun solungaçlardan geçmesini sağlar. Aslında ince kan damarları olan solungaçlardan geçen oksijen buradan kana karışır ve soluma eylemi gerçekleşmiş olur. Sazanlar hayatta kalabilmek için belli miktarda oksijene ihtiyaç duyduklarından, sazanı yakalayacağınız yerleri saptamada yılın belirli zamanlarında en bol oksijenin bulunduğu bölgeleri bilmek önem taşır. Yaz aylarında sığ bölgeler daha sıcak olacağından daha az oranda çözünmüş oksijen içerirler. Bu nedenle sazanlar sığ yerlerde görünseler bile onların beslenme konusunda fazla istekli olduğu söylenemez. Suyun otlu, yosunlu ve kamışlık bölgeleri özellikle sabahın ilk ışıklarına yakın karanlık dönemlerde sudaki oksijeni alarak karbondioksit verdiklerinden ortaya garip bir durum çıkar ve oltaya vurma konusunda isteksiz olan sazan aslında belirli oranda oksijen sıkıntısı çeken bir sazan da olabilir.
Beslenme Açsısından Sazanın Duyu Organları:
İşitme: Sazanların insanlar gibi kulakları olmasa da insanlardan daha iyi işittikleri söylenebilir. Sazanlar ses dalgalarının suda yayılmasını belirleyerek duyarlar ve bu ses dalgaları sazanın beyninde bir mesaj olarak algılanır. Sudan geçen en ufak bir ses dalgasını bile algılayabilir ve bunu gürültü olarak yorumlayabilirler. Bu nedenle de suya attığımız oltanın suya çarpması ya da kamışımızın ucunun suya teması ile oluşan ses dalgası sazan tarafından hemen algılanarak bölgeye daha tedbirli yaklaşmasına neden olur.
Tad Alma, Koku: Sazanın gözlerine yakın noktadaki burun delikleri suyun geçmesine izin vererek sudaki çözünmüş herhangi bir maddeyi algılamasını sağlar. Bu algıladığı maddenin bir yem olup olmadığını kimyasal maddelere duyarlı hücreleri içeren ağız çeperi yolu ile saptayan sazan beynine bunun bir yem olup olmadığı mesajını gönderir. Eğer mesaj doğruysa ve algılanan madde bir yem ise sazan yemlenmesini doyana kadar sürdürür. Şayet sazan algılanan maddenin yem olmadığına hükmederse bu maddeyi reddedip bölgeden uzaklaşır. Burada ilginç olan sazanların birçok maddeyi yem düşüncesiyle ağzına almasına rağmen bu maddeleri reddetme yetenekleri olmasıdır.
Görme: Sazanların insan gibi doğrusal bir görüş alanı değil yanlara ve yukarıya doğru 40-50 derecelik bir açı ile görüş sağlama yetileri vardır. Bu açının dışında kalan şeyler sazan tarafından görülemez. Bazı koşullarda sazanın görüş kuvveti son derece yüksekken yine bazı durumlarda oldukça kısıtlıdır. Eğer su derinse, bulanıksa, çamurlu ve mil parçaları ile doluysa sazanın görüşü zayıflar. Sazanın görüşü ışığın az olduğu zamanlarda zayıfken sığ ve berrak suda ve güneşli havalarda görme yeteneği oldukça güçlüdür. Böylesi koşullarda avlanan amatörün olta ve diğer malzemelerinin çok belirgin olmaması bir avantaj sağlayabilecektir.
Dokunma: Sazanların dokunma hissi iki biçimde çalışır. Birincisi, doğrudan gelip yemi ağzına alma ve bunun bir yem olup olmadığını saptama, ikincisi ise başından başlayarak kuyruk ucuna kadar giden ince kılcal tüpler vasıtasıyla vücudunun yan kısmı ile dokunarak ve yemler ile sakınılacak maddeleri, hatta en küçük hareketleri bile algılama yeteneğidir. Sazanlar aynı zamanda da ağızlarının iki yanında bulunan bıyıkları vasıtasıyla da yem olabilecek şeylere dokunabilirler ve onları algılayabilirler. Herhangi bir yeme bıyıkları ile dokunan sazan bu maddeyi gözleri ile görmese bile bıyıkları ile bu maddenin ne olduğunu değerlendirebilmekte ve bu maddeyi yemeye ya da onun bir oltaya bağlı olduğunu kavrayıp reddetmeye karar verebilmektedir.

Bütün bunları bilmenin bir amatöre genel kültür açısından mı katkısı olacaktır, yoksa onun oltasını hazırlarken bu bilgilerin bir yararı var mıdır? Bunun yanıtı aslında zor değildir çünkü oltanızdaki yem ne kadar çekici ya da güzel olursa olsun sazanın ağzına girmesi ve iğnenin onun ağzına batması için yukarıda belirtilen duyularla algılama testini geçmesi gerekecektir. Uygun bir biçimde hazırlanmayan ve güzel bir görüntü vermeyen yemlerin görünüş olarak kabul görme şansı düşük olacak ve dokunma sonucunda da hemen reddedileceklerdir. Sazanların hayatta kalabilmek için duyu organlarını kullandıkları ve hayatta kalmanın açık bir tehlike oluşturan şeylerden sakınmak demek olduğunu kavrayacak kadar da aptal olmadıkları göz önüne alınmalıdır.
Sazanın Beslenmesi:
Sazanın yakalanabilmesi için iğnenin ağzına girmesi gerekir. Bazen iğnenin bir tesadüf eseri ağza girdiği durumlar varsa da genelde sazan yemi yemek için ağzına aldığı zaman oltaya yakalanır. Bir maddeyi yem ya da yiyecek maddesi olarak algılayan sazan onu ağzına alarak doğrudan değerlendirmek isteyecektir. Tıpkı oksijen solumak amacıyla olduğu gibi ağzını açan sazan, solungaçlarını kapayarak suyu ağza çeker. Bu suyun içindeki maddeler de bu bölgeye aynı şekilde girmiş olur. Ardından ağız kapanır, ağzın üst kısmı yine yükselir ve solungaç kapaklarından fazla su dışarı atılır, bu arada su vasıtasıyla ağza alınan yem sazanın dili vasıtasıyla da tutulur. Bu çok uzun gibi görünen süreç aslında anlık ve çok çabuk olan bir eylemdir. Sazanların, adına “Emme-tükürme” denilen ve sudaki maddeleri ağza çekerek ardından dışarı tükürme yetileri bu eylemin çok çabuk olmasını sağlar. Sazan çok miktarda suyu ki bu sazanın büyüklüğüne ve ağzında yaratabildiği vakum yaratma kabiliyetine bağlıdır, ağzına çekebilir ve 15 cm’den uzaktaki maddeleri bile bu su ve vakum sayesinde emebilmektedir. Yine ağzına aldığı suyu ve içindeki maddeleri de 25 cm.’ye kadar püskürtme yeteneği olan sazanın bu yeteneği de onun büyüklüğüne ve ağzına aldığı maddelerin yoğunluğuna bağlı olacaktır. Emme ve püskürtmeye ilaveten sazanlarda maddeleri dudakları ile kaldırma yetenekleri de mevcuttur. Sazan bu işlemi yaparken önce dudaklarını ileri doğru uzatır ve hafif bir emme hareketi ile yemi yavaşça içeri çeker. Aslında bu bir bakıma tedbirli ve sertçe olmayan bir emme-püskürtme işlemidir. Bu açıdan bakıldığında sazanın ağzının sadece yemin içeri çekilmesine yarayan bir delik olduğu söylemek yanlış olmaz. Sazanın ağzının içinde insanınkilere benzeyen ancak biraz daha küçük olan ve boğaz kısmında bulunan dişler yemi sindirim sistemine geçmeden önce parçalamak amacıyla ağzın üst kısmı ile sıkıştırarak ezme işlemini gerçekleştirir. İnsandakine benzer bir midesi olmayan sazanın sindirim sistemindeki yiyecek maddeleri enzim olarak bilinen salgılar yoluyla parçalanırlar. Parçalanan bu yiyecek maddeleri emilir ve sazanın vücuduna besin olarak geçer.
Yani kısacası, sazanın yakalanabilmesi için daima yemin ve dolayısıyla da iğnenin sazanın ağzına girmesi gereklidir. Bu da oltanın ucundaki yemin olabildiğince cazip bir biçimde sunulmasını gerektirir ki sazan onu yem olarak alsın ve ağza girmeden onu reddetmesin. Eğer sazan ağzına aldığı yemi ve dolayısıyla da iğneyi reddetmeye kalkarsa da bunu yapabilmesini zorlaştıran olta takımı muhtemelen en verimli olta takımı olacaktır.

Sazanın Yemlenmesini Etkileyen Faktörler:
Ne yazık ki herhangi bir gölet ya da su kaynağında sazanın nasıl beslendiğini ve hangi olta takımının kullanılması gerektiğini tam bir kesinlikle söylemek mümkün değildir. Bunun nedeni, sazanların yemlenme davranışlarının birçok faktörden etkilenmesidir. Şimdi bunlardan bazılarını inceleyelim:
1. Sazanların Bireysel Özellikleri. Burada, bir sazanın ağız şekli, ağız boyutu ve yapısı ile vücut şekli ve yapısı devreye girer. Sazanlar bireysel özellikleri açısından insanlara benzerler. Yani bunun anlamı, ideal beslenme koşullarında bile sazanların hepsinin yemlenmediği ya da kötü beslenme koşullarında bile yine hepsinin yemlenmekten vazgeçmediği gerçeğidir. Bazen, sazanın ne yapacağını kestirmek mümkün olsa da bu çoğu zaman bir amatörün onu aldatabileceğinin kesin olması anlamına gelmeyecektir.
2. Balıkçı Baskısı: Sazanların belirli gölet ya da su kaynaklarında hep aynı tip oltaları görüp, bunlara karşı bir savunma mekanizması geliştirme eğiliminde oldukları ve bu tip oltaları tehlikeli olarak değerlendirip, yemlenme alışkanlıklarını bile değiştirebildikleri ileri sürülmektedir. Böyle durumlarda sazanların söz konusu oltaların etkili olamadığı bir yemlenme biçimine yöneldikleri göz önüne alınmalıdır. Böylesi durumlarda amatörün oltasını sazanı aldatacak şekilde ve ona cazip gelecek şekilde değiştirmesi gerekmektedir. Bir gölette çok sayıda amatörün avlandığı durumlarda, bol miktarda yemleme yapılması bazen sazanı doyuracak noktaya kadar ulaşır. Ayrıca, bir gölette amatörlere ait bir sürü olta misinasının bulunması, tekrar tekrar olta atıp çekmeler sonucu suya çarpan her kurşun ve olta ile bunun bir tehlike sinyali olarak algılanması arasında kurulan bağlantılar sazanların güvenle beslenmesi yerine korku ve paniğe neden olacak ve sonuç olarak da sazanın yeme yaklaşmasını daha tedbirli bir hale getirecektir.
3. Yeme Güven Duyma: Eğer sazanda sunulan yeme karşı bir güven duygusu varsa onu alması ve dolayısıyla da oltaya yakalanması olasılığı artabilecektir. Ancak eğer sazan sunulan yeme karşı emin değilse ya da sunulan yem onu huylandırıyorsa, nasıl bir olta kullanılırsa kullanılsın,yemlenmeye karşı tedbirli olacak, ince eleyip, sık dokuyacaktır.
4. Mevsim ve Zaman: Sazanlar tüm yıl boyunca yemlenmeyi sürdürmelerine rağmen yılın bütün dönemlerinde aynı yoğunlukta yemlenmezler. Sazanların daha yoğun yemlendikleri yaz aylarında sunulan yeme yaklaşımları daha güvenli ve emin olabilecekken ideal yemlenme koşullarından uzakta oldukları kış aylarında ise yemlenmeleri daha seyrek, düzensiz ve tedbirli olacaktır. Genelde en verimli takımlarla avlanmak avantaj olmasına rağmen eğer sazanların yemlenme koşulları ideal olmaktan uzaksa o zaman bu tedbirli yemlenenlere karşı, olta takımlarımızda da değişikliklere başvurmak iyi bir fikir olabilir.
5. Hava Basıncı: Hava koşullarının sazanların beslenme alışkanlıkları üzerine son derece önemli etkiye sahip olduğu artık bilinen bir gerçektir. Yüksek basıncın hüküm sürdüğü, açık, güneşli ve sıcak günler ile yine yıldızlık ve nispeten soğuk geceler anlamına da gelen periyotlarda genel olarak sazanın istekli bir yemlenme davranışı göstermediğine işaret edilmektedir. Alçak basıncın olduğu, bulutlu, lodos ve yağışlı havalarda oksijen oranının artması, su türbülansının çoğalması ve kapalı havaların karanlığı artırması nedeniyle sazanlarda yemlenme davranışında bir hareketlilik olacağı da iddia edilmektedir. Bu nedenle böylesi havalarda iyi bir oltanın verimli olacağını beklemek daha rasyonel olacağından, eğer oltalara balık vurmuyorsa takımların yeniden gözden geçirilmesi de gerekebilecektir.

Yukarıda verilen faktörlere bir sürü madde daha ilave edilebilir, ancak şu bir gerçektir ki sazanların kullandığınız yeme karşı güvenleri varsa, fazla bir balıkçı baskısından kaynaklanan korku unsuru yoğun değilse, yemlenme koşulları iyiyse ve özellikle de sazanlar olta atığınız bölgede bulunuyorlarsa ve tüm bunlara rağmen oltanızda tık yoksa, o zaman oltanızı ve düzeneğinizi yeniden gözden geçirmek daha akıllıca olacaktır. Bir başka deyişle de eğer sazanların pek güvenmediği bir yem kullanıyorsanız, yemlenme koşulları olumlu değilse, ortamda ve avlakta yoğun bir balıkçı baskısı hissediliyorsa, hatta sazanların bulunduğu yer konusunda da şüpheleriniz bulunuyorsa böyle bir durumda da otomatik olarak oltaları sorumlu tutmak ve suçlamak hiç mantıklı olmayacaktır.
Son yıllarda, sazan peşinde koşanların hemen hepsinin kabul ettiği bir gerçek var, o da sazan avında yemlemenin randımanı artırdığı yönünde. Bunun doğruluğunu artık tartışmıyoruz, çünkü doğru olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de hemen hemen avlanmaya gittiğim tüm göletlerde sazan amatörlerinin yemleme yaptığına tanık oluyorum. Yemleme yapmanın randımanı artıracağı bir gerçek olmasına rağmen yemlemenin nasıl yapılacağı konusunda ise birçok yerde farklı uygulamalar ve yaklaşımlar gözüme çarpıyor. Özellikle şamandıralı olta ile avlananlar kilolarla yemi olta attıkları noktaya, yani başka bir deyişle şamandıralarının bulunduğu noktaya atıyor ve yemleme yapmış olmanın huzurunu duyuyorlar. Ancak bu yemleme eyleminin ne sıklıkla ve nasıl yapılacağı konusunda hemen hemen her amatör kendi kafasına göre ya da deneyimlerine göre takılıyor. Yani yemleme konusunda bir sistematik takip edilmiyor, ya da bilinmiyor. Bu da yemleme deyince akla eldeki yemi suya atmaktan başka bir şey gelmiyor. Ben bu konuda yaptığım araştırmalar ve deneyimler ışığında gözüme çarpan bazı yemleme davranışları ile sazan uzmanlarının bu konuda söyledikleri arasında bağlantılar kurarak aşağıdaki hususları saptamaya çalıştım. Dilerim sazancı dostlara bir yararı olur.

(1.) Sazan avında yemlemenin en temel ilkesi az ve sık yemlemektir. Uzmanlar bu konuda şöyle bir örnek veriyorlar: Bir parkta güvercinleri yemlediğinizi düşünün. Elinizdeki tüm yemleri yere atarsanız ne olur? Bir, iki güvercin gelir ve onların tamamını yiyerek gider. Oysa, eğer elinizdeki yemin az bir kısmını atarsanız, bir, iki güvercin gelerek onları yemeye başlayacak, ve siz yemlemeyi sürdürdüğünüz müddetçe de o güvercinleri gören başka güvercinler de o noktaya gelecektir. Bu örnekten hareketle sazan avında da yemleme az ama sık yapılır ise, sazanların yemi bitirip uzaklaşmaması için gereken ilgi sağlanmış olacaktır. Oysa benim göletlerde gördüğüm, çoğunlukla bunun tam tersi oluyor ve amatörler yemleme için ayırdıkları yemi bir kerede suya atarak adeta yemleme işinden kurtulmuş olmayı tercih ediyorlar.
(2.) Uzmanlar, kullanacağınız yem oranının, göletin hacmi, göletteki sazan miktarı ve aynı zamanda da orada sizin yeminizi yiyecek diğer balıkların oranı gibi çeşitli faktörlerle de şekillendiğini ileri sürüyorlar. Bu konuda da örnek olarak: Bir parça çikolatayı köpeğinize bir evde buldurmaya çalıştığınızı düşünün. Eğer bu çikolatayı bulma konusunda köpeğinizin ilgisini çekmeyi sürdürürseniz sonunda köpek onu bulacaktır. Aksi takdirde vazgeçip gidecektir. Eğer küçük çikolata parçacıklarını köpeğinizin bulmasını istediğiniz noktaya kadar uzatırsanız köpek büyük çikolatayı daha çabuk bulacaktır. Bu sazan için de böyledir. 3 hektarlık bir gölette görüntüsü de çok belirgin olmayan bir yemin özellikle göletin tabanının da milli ve çamurlu olduğunu düşünürsek kolay bulunacağını düşünmek pek akıllıca olmayacaktır. Bu nedenle de burada aslolan sazanı yemin bulunduğu bölgeye çekmek ve ardından da onu orada tutabilmektir.
(3.) Sazan yemleme de tıpkı birçok tekniğin akıllıca kullanılmasında olduğu gibi hem pratik yapma hem de zaman harcama ile mükemmele ulaşabilecektir. Yanlış bir yeri yemleme, az ya da çok yemleme ya da sevilmeyen bir yem kullanma gibi uygulamalar hep olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Ünlü bir İngiliz sazan amatörüne göre, yaşlı ve tedbirli sazanlar tek bir bölgeye yoğunlaşmış yemlemeyi tehlike sinyali olarak algılayabiliyorlar. Çeşitli deneylerle böyle yemlenmiş bir alana sazanın yaklaşımını inceleyen uzmanlar, trofe boylardaki sazanların böylesi yoğun yemlenmiş bir alana tepkilerini o alanın dış kenarlarından yemlenerek gösterdiklerini, daha küçük sazanların ise direk olarak bölgenin ortasından yemlenmeye başladıklarını belirtiyorlar. Oysa ben, göletlerde yemleme yapan amatör dostlarımda genelde “Ne kadar çok yem, o kadar iyi!” anlayışının daha yaygın olduğunu ve killolarca yemi suya boca ettiklerine tanık oluyorum. Bu nedenle de uzmanlar yemleme olayının bir sanat olduğuna dikkat çekerek, bir bölgeyi aşırı yemlerseniz, balık o bölgeden yemlenmeyi kesecek, az yemlerseniz de yine balığın bir başka bölgeye gideceğini belirtmektedirler.
(4.) Bazı yemler doğada bulunmadıklarından bir alışkanlık hayvanı olan sazan için hiçbir cazibe sunmazlar. Bunun en yaygın örneği bizim avlandığımız avlaklarda “boili” tarzı yemlerin verimsiz olması değil midir? Sazanların dietinde böyle bir yem olmadığından dünyanın en muhteşem boilisini de sunsanız bir tepki alamıyorsunuz. Ancak boili tarzı yemlerin uzun bir ön-yemleme periyodunun ardından verimli olabildiği de bilinmektedir. Eğer bir avlağı düzenli bir biçimde ve uzunca bir süre boili ile yemlerseniz ve o avlakta avlanan diğer amatörlerin de boili ile avlanmasını, dolayısıyla da yemleme yapmasını sağlarsanız söz konusu avlakta boili tercih edilen bir yem olabilecektir. Çünkü sazanlar bu yeme alışacak ve olumsuz bir tepki ortaya koymayacaklardır. Yoksa bazı amatörlerin dediği “Bizim sazanlar İngiliz yeminden anlamıyor!” gibi yorumları sık duymak kaçınılmaz olacaktır.
(5.) Sazan avında yemleme yaparak avlanırken dikkat edilmesi gereken bir husus, özellikle birkaç günlük avlarda, belirli bir bölgeyi yemledikten sonra ikinci bir bölgeyi de yemleyerek balığı bu bölgede de tutabilmektir. Bu, birkaç nedenden dolayı avantaj yaratır. Birincisi, öncelikle avlandığınız bölgede balığın ilgisini bozacak bir hata ya da gürültü olması durumunda ikincil bir avlanma noktası yaratmak. İkinci ve daha önemlisi de birinci bölgede doygunluk oluşması halinde avı kesmeden ikinci bölgeye yönelebilecek ve o bölgede de avlanmayı sürdürebileceksiniz. Yine yapılan deneylere göre birinci bölgede balıklar bölgeye adapte olamadan yaklaşık 10%’u yakalanmaktadır. Bu da ya sizin başka bir noktaya gitmenizi ya da taktik değiştirmenizi gerekli kılacaktır. Başka bir bölgeye yönelme daha kolay yapılabilecek ve eğer siz yine birinci bölgeyi yemlemeyi sürdürürseniz daha sonra yeniden aynı noktaya dönebileceksiniz. Bu durumda da bu bölgedeki balıklar, ya varlığınızı unutmuş olacaklar ya da bölgeye yeni balıklar gelmiş olacaktır. Ben bunu özellikle belirli avlaklarda denedim gerçekten de işe yarıyor, eğer yemlemeyi sürdürürsem birinci noktada balık atlaması ve yemlenme devam edebiliyordu.
(6.) Bu konuda bir kitabı bulunan ünlü yazar Tim Richardson, “rekabetçi güdüye dayanan balık aktivitesi” adını verdiği bir uygulamanın son derece başarılı olduğundan bahsetmektedir. Bunu gerçekleştirmek için belirli bir bölgeyi kademe kademe artan yemleme ile yoğunlaştırmakta ve çok sayıda küçük balıkta bir yemlenme aktivitesi güdülemektedir. Böyle bir durumda son derece huylu ve tedirgin büyük sazanların bile dolduruşa gelerek üst düzeyde bir güdülenmiş davranış biçimi sergilediklerini iddia etmektedir. Trofe boylardaki sazanların rekabetçi yemlenme güdüsü içinde yemden huylansalar bile yemlenme yapabildiklerini belki de açgözlülüklerine yenildiklerini iddia etmektedir. Ben buna benzer bir örneği kaz avından vermek istiyorum. Mevsim başında, o senenin palazı olan yeni yetme kazların sayısının çokluğu ve tedbirsiz davranmaları usta denilebilecek daha yaşlı kazlara bile hata yaptırmakta ve daha kolay avlanmalarına neden olabilmekteydi. Richardson’a göre büyük sazanlar böyle bir güdülenmiş ruh hali içinde çok miktarlarda yemi küçüklerin önünden kaparak kaçmakta, ardından tekrar aynı noktaya gelerek yeniden bir miktar daha kapmayı sürdürebilmekteydiler. Bu gidiş gelişlerde bir müddet sonra başka sazanlarda onlara katılmakta ve ortaya daha büyük bir yem kapışma güdüsü çıkmaktaydı. Eğer amatör böyle bir davranışı tetikleyecek bir yemleme ustalığı gösterirse doğal olarak mükafatı da büyük olacaktır.
(7.) Konuyla ilgili bir başka kaynakta da sazanların ortamda bol bulunan yeme yönelik bir yemlenme alışkanlığı kazanma eğilimi gösterebildiklerinden bahsetmektedir. Bence de bu öylesine doğru bir saptamadır ki, kendi deneyimlerimle buna sık avlandığım bazı avlaklarda defalarca tanık olmuşumdur. Bir sene önce canlı yem ya da gümüşle harika avlar yaptığım bir avlakta ertesi sene avlağın en güzel gümüşlerini ve canlı yemlerini kullanmama rağmen balık tık dememekte ve bende neredeyse kafayı yemekteydim. Sonraki yıllarda canlı yemle avlandığım senelerde hep avlakta canlı yem oranında aşırı bir fazlalık olduğu periyotlarda en fazla balığı yakaladığımı farkettim. Yani bu demek oluyor ki küçük balığın ya da canlı yemin çok olduğu yıllarda canlı yemle beslenme alışkanlığını artıran sazan buna alışmakta ve mısır ya da diğer yemleri reddetmekteydi. Bunun tam tersi olduğu yıllarda ise canlı yemin azlığı nedeniyle mısır ve diğer yemler cazip gelebilmekteydi. Doğal olarak benim bunu farkedene kadar kaç av ve sezon boyunca boş geldiğimi tahmin edebilirsiniz sanırım.
Kısacası sevgili sazancı dostlar, ne yazık ki yemleme diyerek pek fazla ayrıntıya girmediğimiz bir konuda bile bilinmesi gerekenler olduğu ortaya çıkıyor. Bu da bizlere sazan amatörlüğünün “Attım Ağzına, Gitti Boğazına!” türü bir basitleştirmeden ziyade, avda verimi artırma açısından ciddiye alınması gerekenler olduğuna bir kere daha işaret etmiyor mu?
Sazan Füzesi (Roketi)
Sazan amatörünün önemli malzemeleri arasında yeralan aşağıdaki aleti ülkemizde de kullananlar vardır sanıyorum. Ama ben en azından Eskişehir'de kullanan görmedim. Ülke genelinde de fazla kullanan olduğunu sanmıyorum, ya da kullanan birileri varsa ki herhalde vardır onları da ben bilmiyorum. Yaklaşık 3senedir kullandığım bu aparatın epeyce faydasını gördüğümden ve yararlı bir ürün olduğunu düşündüğümden sizlerle paylaşmak istedim.

Tahmin edeceğiniz üzere bu aparat bir yemleme aleti. Adı ise Spod (İngilizce), atmalı yemleme aparatı, uzak yemleme aleti, yem roketi ya da füzesi, vs. Gerçi yem füzesi ya da roketi de sanki biraz İngilizce kokuyor gibi ama orijinali olan "Bait rocket"a en yakın olanı.
Bu aparat ilk defa bir İngiliz Tony Baskeyfield tarafından 1980 lerde tasarlanmış ve ilk tasarım Carp Fisher dergisinde yayınlandıktan sonra malzeme imalatçıları kendi ürünlerini dünya çapında imal etmeye başlamışlar. Şimdilerde bir çok çeşit ve boyda bu aparattan bulmak mümkün.
Bu aparatın ana amacı uzak mesafeye azımsanmayacak miktarda yemi atabilmek. Çalışma şekli ise basit. Resimde de gördüğünüz gibi bu aparatın bir ağzı açık, kavuniçi renkte olan diğer tarafı ise kapalı. Açık olan ağız tarafından ana bedene bağlanacak klipsli bir fırdöndü düzeneği var. Ağızdan yem konuluyor ve bir makaralı olta yardımıyla istenilen noktaya atılıyor. Aparat suya çarpana kadar merkezkaç kuvvetinin de etkisiyle içinde kalan yemler uzak mesafeye gitmiş oluyor. Aparatın suya düşmesiyle de kavun içi olan burun kısmı suyun üzerine çıkıyor. Çünkü kavuniçi olan bu kısım suda batmayan bir maddeden yapılmış. Böylece ters dönmüş olan aparat kenarlarındaki deliklerden giren suyun da etkisiyle tüm içindekileri o noktaya bırakmış oluyor.

Özellikle bu aparatın kullanım alanı amatörün elle ya da bir yem sapanı vay yem mancınığı vasıtasıyla yemleme yapamadığı bir alanı yemlemesi için kullanılıyor. Aynı zamanda da geniş bir alana küçük öbekler halinde dağılan bir yemleme yapmak için de kullanılıyor. Özellikle küçük, mısır, darı, göce ya da pelet türü partikül yemleri geniş bir alana yaymadan uzak bir mesafedeki belirli bir bölgeye atabilmek için çok uygun olan bu aparat aynı zamanda da granül taban yemlerini yine küçük olan diğer yemlerle karıştırarak atma konusunda da sınırsız avantajlara sahip. Aletin şekli nedeniyle, uygun makine, kamış ve beden kullanmak suretiyle, ve rüzgarın da avantajından yararlanarak 125 metreye kadar yemleme yapıldığı iddia edilen bu aparatla ben genelde 70-80 metre mesafede yemleme yapıyorum. Bu mesafelere elle ya da bir sapanla yemleme yapmanın hem olanağı yok hem de sapanla yapılacak yemlemede yemlerin çok fazla yayılması sorunu ortaya çıkıyor, özellikle uzun mesafelerde.

Bu aparatın verimli kullanılabilmesi için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekiyor.
1. Öncelikle kurşun atar değerleri yüksek olan sağlam bir kamışa ihtiyaç var. Çünkü yemin de ağırlığı ile beraber aparatın toplam ağırlığı 200 gramdan fazlaya çıkabiliyor.
2. Turu yüksek bir makineye ihtiyaç var, çünkü aparatın atıldığı yerden hızlıca kıyıya çekilmesi gerekiyor. Çünkü aparatı çekmenin zor olduğu durumlarda bunun bir kol yorgunluğuna neden olabileceği açık.
3. Ana beden için bu aparatın kullanılacağı makineye genelde monofilament yerine ip sarılması tercih ediliyor. Bunun nedeni ipin daha ince çaplı ve daha yüksek çekerli olması uzun mesafeye atış için avantaj gibi görülüyor. Ancak ben mono kullanıyorum, bugüne kadar da bir kopma ya da başka bir olumsuzluk yaşamadım, çeker değeri yüksek bir mono tabii ki.
4. Özellikle misina olarak ip kullananların istedikleri noktaya aparatı düşürürken onu havada yavaşlatmaya ipi parmakla sıkarak kalkışmaları, ipin parmağı kesmesi yada parmağın yanması gibi bir olumsuzluk ortaya çıkarabiliyor. Bu nedenle parmağı koruyacak bir eldiven ya da benzeri bir koruyucuya ihtiyaç duyabilirler.
5. Daha hızlı bir yemleme için birden fazla aparat kullanılırsa bu yemlemede sürat kazandırabilir ancak boşalan aparat ile dolusunun kolay değiştirilebilmesine olanak sağlayan klipsli bağlantı kullanılmalıdır.
6. Bu aparatın çeşitli boy ve miktarlarda yem alan tipleri olmasına rağmen benim resime verdiğim ve kullandığım aparat 100 gramdan fazla mısır ve buğday karışımını çok rahat alabilecek büyüklükte, nispeten büyük boylar arasında sayılabilecek ve uzun mesafe yemlemeleri için uygun yeterliktedir.
7. Her yöntemin olumsuzlukları olduğu gibi bu yöntemde de en büyük sorun suya çarpan aparatın çıkardığı gürültü nedeniyle balıkları kaçırması ve bölgedeki diğer amatörleri kızdırmasıdır. Bu nedenle bu aletle yemleme yapılacak avların uzun oturumlara ya da birkaç günlük kalışlara daha uygun olmasıdır. Ben özellikle sazan avında sessizliğe ayrı bir önem verdiğimden aparatı ava başlamadan önce ve belirlediğim miktarda yemleme yapmak için kullanıyor ve tabii ki etrafta rahatsız edebileceğim amatör olup olmadığıma da bakıyorum.
8. Bir diğer olumsuzlukta bu aparatın nehir gibi akarsularda kullanılamamasıdır, çünkü aparat suya çarpar çarpmaz akıntı ile sürüklenmekte ve yemleme verimliliğini yitirmektedir.
9. Bir başka olumsuzluk da bu aparatla yemleme işleminin hem zaman alıcı hem de yaz sıcağında biraz yorucu olabilmesidir. Bu aparatla yemleme yaparken ciddi oranda yorulduğumu da hatırlıyorum.
10. Ayrıca, hepimiz biliyoruz ki küçük yem yığınlarının geniş bir alana yayılması pek istendik bir şey olmadığından her seferinde aynı noktaya aparatı düşürecek kadar iyi bir atıcı olmak zorunluluğu vardır. Eğer istediğiniz noktayı geçen bir atış yapar da aleti frenlemek isterseniz büyük olasılıkla yemin bir kısmını dökmek ya da saçmak durumunda kalacaksınız bu da verimi azaltacaktır.
11. Aparatın üreticileri arasında Gardner, Daiwa, Drennan, Fox, Century gibi ünlü firmalar var. Ben Drennan kullanıyorum ve oldukça memnunum ama Korda’nın da Skyliner gibi modelleri, Gardner’ın pocket tipi gibi çok tutulanları da var.
Yem füzesinin yukarıdan görünüşü...

Sevgili dostlar, sazan avını ciddiye alan bir çok ülkede bu aparatın bir çok çeşidini bulmak mümkün. Bizde henüz yaygınlaşmadı, ancak ithalatçı firmalar eminim bu aparatı da getirmeye başlayacak ya da başlamışlardır. Ancak aparatın asıl kullanım alanının sazan avı olduğunu göz önüne aldığınızda sazan avının ağırlıklı bir biçimde yapıldığı Anadolu kentlerinde bu aparatın henüz yaygınlaşmaması ilginç. Gerçi yemleme sapanları ya da yemleme kafesleri de yaygın değildi ama şimdilerde biraz biraz çoğalmaya başladılar.
Yemleme ekibi toplu halde...

İlginize ve sabrınıza sonsuz teşekkür eder, hepinize avlarınızda bol şans dilerim. Rastgele..KONUNUN TAMAMI ve YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ...
|