Orijinalini görmek için tıklayınız : 2/1 TİCARİ Tebliğde Değişiklik...
Bülent YILMAZ
26.08.11, 13:05
http://www.oltacilar.com/resim/image/324943-ticari.jpeg (http://www.oltacilar.com/resim/share/324943-ticari.jpeg)
Metin KÜMET
26.08.11, 22:11
Bu tebliğn çıkmasında ufakta olsa bir katkım oldu. Bana gönderilen yazıyı gururla paylaşmak istedim.
Sevgili METİN KUMET,
Bugün sana harika haberlerim var! Aylardır seninle birlikte canla başla çalıştığımız 'Seninki Kaç Santim?' kampanyasının ilk meyvelerini toplamaya başladık. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, bugün basına yaptığı açıklamada üç önemli türün yasal avlanma boylarının değiştiğini açıkladı. Orfoz ve lagos kurtarıldı. Lüfer için çok önemli bir adım atıldı.
Orfoz ve lagosun avlanma boyu, bizim talep ettiğimiz gibi artık 30 cm yerine 45 cm. Lüferin avlanma boyu ise 14 cm'den 20 cm'ye çıkarıldı. Lüferin türünü devam ettirebilmesi için Greenpeace'in önerdiği boy 25 cm. Mehdi Eker ilerleyen günlerde bu adımın atılabileceğinin sinyallerini de verdi. Lüferin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Bugün bu güzel gelişmelerin tadını çıkaralım. Ne de olsa hem sen hem biz bu işe çok emek verdik. Bu yüzden Facebook'ta paylaşman için özel bir link hazırladık.
Linki paylaş, tüm arkadaşların bu başarıdaki payını görsün ve kurtarılmayı bekleyen diğer türler için senden ilham alsın.
Bu sadece bir başlangıç. Kurtarılmayı bekleyen pek çok daha pek çok tür var. Yolumuz uzun ve sen yanımızda olduğun sürece keyifli.
Hem maddi hem de manevi desteğin için bir kez daha teşekkürler.
Sevgiler
Banu Dökmecibaşı
Denizler Kampanyası Sorumlusu
Madde 10 ek madde: Boyu 12 metreden küçük balıkçı gemilerinde su üstü radarı bulundurulması yasaktır
Su üstü radarı reisin sisli havalarda gözü dür. önunu görmek mümkün olmayan ani sis bastırmalarında bundan istifade ederler. Yasaklamayla neyi elde ettiklerini ve neye göre bu kararı aldıklarını anlamakta güçlük çekiyorum. İmkanları olmayan teknede siste kalan varmı içinizde. o ne kötü bir duygudur denizde çatışma.
Ayrıca yasakları ve balık boyları kararlarını almak yetmiyor, kararları sıkı takip etmek gerekiyor. Balığın boyunu büyütüp sirkülere yazmak onu korumak anlamına gelmiyor. Takip etmek yasayı yapmaktan daha zor inşallah takip edilir . Gırgır Balığı sardığında 10000 metre küp suyu kontrol altına alıyor . Büyük küçük ne varsa topluyor . Oltayla tutsan küçüktür diye sala bilirsin. Ağın içinde balık sıkışınca ölüyor. Ayıklanırsa ölüsü denize atılıyor. siz bana 50 kasa çinekopu denize atacak bir balıkçı gösterbilirmisiniz. Cebindeki cüzdanı denize atan birisini gördünüzmü. neyse gene fren tutmadı. Vatana millete hayırlı olsun.
keşfetmekiçinbak
27.08.11, 14:46
Hasan Hüseyin Ağbey mümkünse frenin tutmasın ve tecrübelerini bilgi birikimini paylaşırken doğruları söylemekten vazgeçme. Koruma ve Kontrol için diğer konuya yazdıklarımı okumuşssundur. Teşhişi biz amatörler çoktan yaptık abi; tedavi uygulanmıyor, sadece ağrı kesici veriliyor. Bu sektörü kayıt altına alacak bir delikanlı henüz çıkmadı. Ne zaman çıkar onuda söyleyim, amatör örgütler ( gerçek amatör ve bilimin ışığında yürüyenler ) 'in oyu ticarileri döverse ancak o zaman.
Burada bir başka konu da bilimsel verilere dayanılarak yapılmış olan istişare toplantısında alınmış olan kararlara dayanarak denmesinin anlamı nedir. Bu işe birde Metro gros marketin genel müdürü katıldı.
Metro Toptancı Market soyu tükenmek üzere olan çinekop ve sarıkanatı satmama kararı aldı.
Metro Toptancı Market'ten yapılan açıklamada, balık neslinin sürdürülebilirliği ve yeni nesillerin geleceği için tüm sektöre örnek olacak bir karar alındığı belirtildi. Açıklamada, "Metro, soyu tükenme riski taşıyan lüferin 20 cm altındaki türleri olan çinekop ve sarıkanatı, hiçbir mağazasında satmama kararı aldı ve raflarından kaldırdı" denildi.
Metro Toptancı Market Türkiye Genel Müdürlüğü görevine atanan Kubilay Özerkan, geçtiğimiz günlerde Hürriyet Ekonomi Müdürü Vahap Munyar'a yaptığı açıklamada, "Reyonlarımıza 'Torunlarımız lüfer yiyebilsin diye çinekop ve sarı kanat satmıyoruz' yazısı koyup, o bölümü boş bırakıyoruz" demişti.
Özerkan, hükümete de mesaj göndererek, "Aslında çinekop ve sarı kanat konusunda toptan bir karara ihtiyaç var. Tümüyle yasaklansa iyi olur. O zaman gelecek nesiller lüferden mahrum kalmaz" ifadesini kullanmıştı.
Metro yılda 1.5 milyon liralık çinekop ve sarı kanat satıyordu.
Bu haberin tarihi 18/08/2011.
Metro'nun bu çalışmayı İstanbul Üniversitesi ile birlikte yaptığını ifade etmiş Kubilay bey.. Şimdi, izninizle, bir durup hatırlamak gerek, kim kimdir.
Lüfere dair yapılmış iki çalışma var. biri 1959 diğeri 2005 de.
2005 tarihli çalışma 2006 ve 2007 tarihli iki belgede mevcut. Akademik manada kayda geçmiş, uluslararası kabul görmüş tek belge budur. Bu çalışma Ege Üniversitesi'nden Tevfik Ceyhan ve arkadaşlarına ait.
Lüferde avlanma alt boyunun tartışıldığı 21 Haziran istişare toplantısında sunulan yegane akademik araştırma da bu araştırmaydı. Ege Üniversitesi'nden gelen Cengiz Mete akademik bir sunum eşliğinde bilgileri paylaştı.
Bu araştırmanın sonuçlarını başkalarına yorumlatmaya gerek yok, kendisine sormak mümkünken; Balığa sahip çıkma niyetiyle iki ekip birden aylardır, yıllardır gayret göstermekteyken; Bu ekiplerden , Slow Food Fikir Sahibi Damaklar "en az 24 cm", Greenpeace de "25 cm olmalı" derken, lüferin avlanma alt boyu... Metro neden 20 cm diyor. 25 cm lüfer ithal et ve sat. Bu bana göre reklam kokan bir yazıdır. Dürüst bir satıcı çinekop ve sarıkanat satmıyorum. Bu işe gönül vermiş kuruluşlarla beraber hareket ediyorum.25 cm lüfer ithal ediyorum demesi gerekirdi. Senin kaç santim lüfer ithal ettiğine kim karışabilir. lüferin 20 cm boy kısıtlamasına teşvik edici bir harekettir bu. 20 cm tebliği de 26/08/2011 çıkıyor. ve yayınlanıyor.
Şimdi metro hiçbir bilimsel yetkisi olmadan 20 cm kararını nasıl alıyor. alkışlayalımmı protestomu edelim.
keşfetmekiçinbak
01.09.11, 19:54
Şimdi size 2 haber;
Çinakop’u Yunanlılara mı yedirelim - 30 Ağustos 2011
( http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18608771.asp alıntı )
“BEN 100 senelik bir balıkçı ailesinin ferdiyim. Adım Emin Torlak, İstanbul Balık Müstahsilleri Derneği Yönetim Kurulu üyesiyim. Derdimiz çinakop avının 20 santimle sınırlandırılması. Bazı kesimler, çinakop avlanırsa biz lüfer yiyemeyiz, diyorlar! Bu işlerin arkasında Greenpeace ve balık çiftlikleri var. Bizim tuttuğumuz çinakoplar, balık çiftliklerinin ürettiği balıkların fiyatlarını düşürüyor... Bu nedenle çinakop avlamamızı istemiyorlar. Peki biz bunu tutmayalım da Yunanlılar mı tutsun!
20 santim sınırı getiriyorlar; ancak denizdeyken boyları ölçülemediği için büyük çinakoplar tekneye alınacak, küçükler denize atılacak. Hiç kimse bunları ayıklamakla başa çıkamaz. Dedelerimiz zamanında, 15 metrelik teknelerle (lüferin en büyüğü) kofanalar tutarlardı. Şimdi aynı miktarda balığı avlayabilmek için 50 metrelik tekneler yaptık. Ama devlet bugüne kadar balıkçılığa el atmadı; yatırım yapmadı. Kanun düzenlemesi bile yok.. Bir sirküler var; şurada avlanırsın, burada avlanamazsın, diye... (Mustafa Bakar) Levrekçiler ve çipuracılar gibi çiftlikçiler, devletten kredi ve ürün desteği alıyorlar. Biz hiçbir destek görmedik. (Mehmet Kıran) Marmara çok kirlendi. Küçükçekmece’den Tekirdağ’a kadar bütün sahillerdeki sitelerin atıkları 70-100 metre uzunluğundaki borularla denize veriliyor. Çevre kirliliği ile denizlerin ekolojik sistemini bozduk. Marmara’da oksijen kalmadığı için balıklar denizlerimizi terk etti.”
:) gülün gülün bence sizde gülün ...
Siz yıllarca yapılan talana izin verirseniz hatta ön ayak olursanız olacağı budur. TV 8 izliyorum, balık avlama yasağı ( deniz, ticari ) kalkması nedeniyle haber yapıyorlar ve ticarilere mikrofon uzatıyorlar. Birisi "bizim bu balığı kaç santim olarak yakalayacağımızı bildiren bir teknoloji yok" diyor ( gülümsüyorum ... kameraya baka baka yalan söylüyor Türk halkı belkide adam haklı diyor )
Diğeri " biz bu yasağa % 20 uyarız diyor" kahkaha atıyorum. Alenen tehdit ediyor. Ben tutarım arkadaş demeye getiriyor. İçimden geçenler mi? Burda yazarsam site kapanır.
Bir diğer haberden alıntıda şöyle;
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18615880.asp
Yalçın BAYER
ybayer@hurriyet.com.tr‘
Ne oldu sana balık’
GAZETECİ dostumuz Kadir Can, Büyükadalıdır. Denizi ve balıkçılığı iyi bilir. “Altı yaşından beri balığa çıkarım” diyor. Dünkü ‘Çinakopu Yunanlılara mı yedirelim?” başlıklı yazıda yer alan Sarıyerli balıkçıların feryatlarını okuyunca, anlatılanların farklı boyutlarda değerlendirilmesi gerektiğini söyledi ve kendi açısından ilginç değerlendirmeler yaptı.
Son 40 yıldır çektiği fotoğraflarla “Ne oldu sana balık!” adlı belgesel nitelikte bir kitap hazırlığının içinde olduğunu belirterek “Balıkçılar zannetmesinler ki balıkçılığı yalnız kendileri biliyorlar” diyor Can...
Bugün 1 Eylül (Ayrıca esas Dünya Barış Günü)... Balık yasağının kalktığı gün; ‘Rastgele’ deniyordu eskiden... Onurlu bir balıkçılık yapılıyordu; çevreye ve denize hiçbir zararı olmadan ‘balık katliamı’ yapılmadan...
Ve gayrimüslimleri bir kenara bırakalım; özellikle de Ermenileri...
1971’de, 1380 sayılı Su Ürünleri Sirküleri yayınlandı bir gün... Balıkçılık sektörüne büyük imtiyazlar tanındı; gümrük muafiyetinden krediye, naylon ağlardan son sistem radarlara kadar filoları güçlendirildi. Doğru bir şeydi...
Bugünkü güçlü ‘donamını’ gördükçe buna ‘elektronik balıkçılık’ demek gerekiyor.
LÜFER VE PALAMUT
Kadir Can, denizcilik ve balıkçılık üzerine 40 yılın bir özetini yapıyor:
“Denizlerimiz 1970’li yıllara kadar bakirdi. Birçok balık türü (böcek, ıstakoz, karides gibi) Boğazlar ve Marmara, Karadeniz’e üremek için gelen balıkların geçiş güzergâhıydı. Lüfer ve palamut gibi ekonomik değeri yüksek gezginci balık türleri her yıl yaptıkları periyodik seyirlerinde Karadeniz’e çıkıp yumurta döktükten sonra geri dönüyorlar. Yerli balıkların yanı sıra gezginci olarak nitelenen bu balıklar geçiş yaptıkları süreler içinde ilkel usullerle avlanırken, 1970’lerden sonra balık sürüleri saldırıya uğramaya başladı. Devlet desteğiyle sağlanan teknolojik imkânlarla ‘tecavüz’ başladı; buna katliam, yağma ve kırım da denilebilir.
- Balıkçılara tüm olanaklar sağlanırken denizlerimizle ilgili hiçbir araştırma, canlı türü ve stok belirleme çalışması yapılmadığı gibi avlanmaya karşı bir sınırlama da getirilmedi, hele teknenin boyu, motorunun gücü, ağ derinliği vs. ulusal kurallara hiç uyulmadı. 1970’lerde İstanbul’un nüfusu 10 milyon bile değilken, sınırsız şekilde tutulan avcılıkta fiyat dengesi oluşmadığından kasalarla denize döküldü tonlarca balık ve hatta kamyonlarla çöplüklere taşındı. Kılıç, uskumru, kolyoz, kalkan, mersin ve orkinos gibi balık türleri yok edildi bu avcılıkla... Denizlere ve balıklara karşı aşırı avlanma yani ‘tecavüz’ sürüp gitti. Sarıyerli balıkçı arkadaşların dedelerinin zamanındaki kofanadan iki alt kümeye, çinakopa kadar düştük. Arz ve talep dengesi hiç dikkate alınmadı.
İTHAL VE ÇİFTLİK BALIĞI- ‘Balık çiftlikleri’ ve son yıllarda da ‘ithal balık’ gelmeye başlayınca balıkçılar ‘ucuz mazot’ diye bağırmaya başladılar. Aslında kendilerine “Artık yeter, dur” denilmesi gerekirken aksine ödüllendirildiler.
Çiftçiye böyle bir olanak sağlanmadı. O mazotu gerçek fiyattan aldı; balıkçı ise ÖTV’siz yarı fiyata (yaklaşık 1.5 TL)...
- Türk toplumu nedense balığı seçmedi. Devlet desteği ile denizler tahribata uğratıldı, balık türleri yok edildi. Ne yazık ki, bu durumdan bihaber olan bazı STÖ’ler ‘Seninki kaç santim’ ve ‘Bakana kalem’ gibi kampanyalar düzenlediler; ‘lüfer’in yok olmasına karşı... Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin balıkçılık bakanı yok olduğuna göre soruna Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı olarak Mehdi Eker müdahil olmak durumunda kalıyor. (Eker, veteriner olduğundan hayvancılığı iyi bilir; sizin çok yazdığınız anguslar gibi...) Ama bir tespit yapmak gerekiyor. Eker, STÖ’lerin isteği olan 25 santim olsun isteğine en az bir ‘balıkçı reisi’ kadar direnmiş, 18 mi, 19 mu derken, 20 cm’yi kabul etmiştir. Ama bundan sonra 20 cm’den küçük lüfer avlanamayacak; bununla da balıkçılığımızda 40 yıldır süren bilinçsizlik, keşkemeş ve vurdumduymazlık anlayışı hüküm sürecektir
Olayı gayet net ve öz açıklıyor bu ikinci alıntı. Doymadılar doymayacaklar. Devlet korumadığı sürece konulan yasalar çok sert uygulanmadığı sürece kıyıma devam edecekler.
Şu anda kullanılan, sürünün içinde normal boy balığı ve küçük balığı ölçen kumpaslar var. her balığın ağı göz aralığı şartlarına uymalıdır. Buna uymassanız küçük balığı tutup tekneden ölü olarak tekrar denize atarsanız korumanın hiçbir önemi kalmaz.
Bir yurtdışı uygulamadan söz etmek istiyorum.
Avustralya yetkilileri, denizde avlanan bir balıkçıya,kontrol amacıyle sıksık teknelerine çıkıyorlar. Teknedeki çeşit çeşit ağların göz aralıklarını ve tutulan balıkların boylarını ellerindeki hassas ölçüm aletleriyle tek tek ölçüyorlar. Ağ gözlerinin istenenden küçük olması halinde, eğer kontrol ilk defa ise derhal avın kesilmesini 1 ay içerisinde istenen ölçüde ağın teknede olmasını temin etmelerini istiyorlar. İkinci kontrolde yapılan işlem normalin altında küçük gözlu ağ bulunursa. Tekne bağlanıyor. Tekneyi satsa ödeyemeyeceği ceza yazılıyor. Mahkemeye verilip hapis cezasına çarptırılıyor. Hadi bakalım tut küçük balığı tutabilirsen. Tabi ki buradaki geçerli madde kanunlar. Devlet benim dediğimi yaparsan yaşarsın. Aksi halde ölürsün diyor. Kararı sana bırakıyor.
Balıkçı ekmeğini binbir meşekkatle denizden çıkarıyor. Önce balıkçıyı ve balıkçılığı,bir meslek olarak kabul edeceksin. Ona kredi sağlıyacaksın. Ona teşvik vereceksin. Nasihata ve tehdide ihtiyacı yok balıkçının. Öneri sunacaksın .Balıkçıyı madrabazın elinden kurtaracaksın. Balıkçıya mesleği konusunda eğitimini yaptıracaksın.
Vermeden almak Allaha mahsustur. Neyapsın gariban. Bir ağ yaptırmış güç bela, her avda onu kullanıyor. Yakalandımı ömrünün sonuna kadar belini doğrultamıyor. Evdekiler ekmek bekliyor. Üzüm üzüme baka baka kararıyor.
Bana göre bu işte balıkçının suçu varsa ,10 misli suçlu balıkçıyı bu işe mecbur edenlerdir.
Kurallara uyan onları uygulayan balıkçı kardeşlerimi tenzih ederim.
vBulletin v3.8.4, Copyright ©2000-2026, Jelsoft Enterprises Ltd.