M.Serkan İNANÇ
10.12.13, 00:49
Geçtiğimiz hafta içi Hasan Vural ve Yasin Öztürk arkadaşlarımızla yapılan planlar hava muhalefeti nedeniyle tam suya düştü diye düşünürken cumartesi öğlene doğru Yasin arkadaşımızın aklına uyup Ankara' da insanlar yağan kardan evinin yolunu bile zor bulurken ben, Yasin ve Ferhat düştük yollara…
Karaova’ ya diye başlayan yolculuk Karaova’ nın sıkıntılı olabileceği düşünülerek Kırıkkale’deki kum ocaklarında son buldu.
Facebooktaki paylaşımlarını gördüğümüz Hakan Başar, Umut Demir, Hasan Vural ve arkadaşları Cavit beyle irtibata geçip bulundukları yeri öğrendik ve fazla uzaklara gitmektense onların bulunduğu avlakta geçirelim dedik bu hafta sonumuzu da...
Sağ olsunlar biz oraya gidene kadar ateşi canlı tutup sonrasında ayrıldılar avlaktan.
Giderken de “Aman dikkat, su çok derin. Kıyılara fazla yaklaşmadan biraz daha geriden atıp çekin oltalarınızı” uyarısında bulundular.
“Hava çok kötü olacak. Olur ya kardan, çamurdan çıkamaz sıkıntıya düşersiniz saat kaç olursa olsun haber verin yardıma geliriz” diye de eklediler yanımızdan ayrılırlarken…
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/GQeMSzkY1.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/5Udf8J.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/705l2rWM.jpg
Biz avlağa ulaşana kadar hava kararmıştı.
Ateşi kuvvetlendirelim, aracın aküsünden kablo çekerek oturduğumuz alanı aydınlatalım, olta takımlarını hazırlayalım, masamızı kuralım falan derken aradan yaklaşık iki saat kadar geçmişti ki bir anda sudan bir ışık yandı kıyıya doğru.
-Hemşerim karşı boğazdaki ağ sizin mi? diye duyduğum sese can havliyle höytttt dediğimi hatırlıyorum:)
Kısa süreli panikten sonra;
-Yahu sen kimsin, Bismillahirrahmanirrahim?
-Kardeş göletin girişindeki ağ sizin mi?
-Yok yahu ne ağı? Biz olta atıyoruz. Aha buradan dört olta attık.
-Girişte ağ var, burada da sizin oltalar var. İyide ben nereye atacağım ağlarımı? diyince dedim Serkan sardın yine başına belayı. Yanındakilere yine nereden geldik şu başkanla dedirteceksin.
Saniyede aklımdan geçeni uygulamaya karar verdim ve başladım... :D
-Hemşerim aha şuraya at gel ağlarını. Çabuk at ki donmayasın, hava buz gibi, sıcak çay veya içini sıcak tutacak başka şeyler ikram edelim sana.
İlgili birimlerle beraber veya ferdi olarak yüzlerce defa ağla mücadele ettiğimden midir yoksa başka bir sebebi var mıdır inanın bilemiyorum. Ama o an her zaman ki gibi kolluk kuvvetlerini arayıp şikâyette bulunmaktansa gecenin bir yarısı, bu ayazda ağ atmaya çalışan arkadaşla sohbet etme fikri geldi aklıma.
Ağlarını atmak için karşı tarafa giden ağcı bizden uzaklaşınca Yasin ve Ferhat’ ın hayırdır abi ne yapmaya çalışıyorsun demelerine sakına sesli konuşmayın ki konuştuklarımızı duymasın diye cevap verdim.
400 metre olduğunu söylediği ağlarını atıp yanımıza gelen isminin Hüseyin olduğunu öğrendiğimiz arkadaş ile başladık sohbete...
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/UyjWzRgOo.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/9g6ole1P.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/VcfL1M.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/ZJfdogGkN.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/ZfnWN24.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/eQTmsrp.jpg
Kırıkkale’de oturur, 8-10 tane apartmanda kapıcı olarak görev yapmaktadır, aylık geliri ortalama bin küsur civarındadır, ailesi ve çocukları vardır, ağ atıp yakaladığı balıkları satarak ek gelir elde etmektedir, Kızılırmak ve bir çok yakın göle-baraja ağ atmaktadır, büyük göz misina ağ kullanmaktadır. Küçük göz misina ağ kullandığında yüzlerle ifade edilecek çoklukta çay balığı yakalar ama o da para etmediği için büyük göz ağ kullanmaya özen göstermektedir, yakaladığı balıkları Kırıkkale’ de satmaktadır ve her ağ atmasında üç aşağı beş yukarı yüz lira civarında para kazanmaktadır ve bu da geçimine ek gelir olmaktadır.
Oturup sohbete başladıktan kısa süre sonra kamp alanından biraz uzaklaşıp Tuncay Uyanık abiyi aradım ve yerimizi tarif ederek hangi Jandarma Karakolu' nun bölgesindeyiz öğrenip telefonunu bize bildirmesini rica ettim.
İl veya İlçe Tarım Müdürlüklerine hafta sonları herkesin bildiği üzere ulaşabilmeye imkân yoktur.
Bakanlık bakanlık derken zor zahmet var olan BSGM’ lüğü günlerden cumartesi olması ve gecenin bir vakti olması sebebiyle bizlere yardımcı olamaz.
En yakın köyün muhtarı veya ihtiyar heyetini zaten aklımın ucundan bile geçirmiyorum.
Geriye kaldı her zaman ki gibi Jandarma veya Polis... :)
Bölge Jandarma bölgesi ama onlarında bizlere ne kadar yardımcı oldukları herkesçe biliniyor.
Pardon, biz onlara yardımcı oluyoruzda onlarında bu işten ne kadar anladıkları diyecektim:D
Sakına yanlış anlaşılmasın dediklerim. Yüzlerce defa bu sıkıntıyı yaşamış, polis veya askerin bu işten ne kadar anladığını yazılı veya görsel olarak dile getirmiş bir amatör balıkçı olarak onlara da diyecek bir şey bulamıyorum işin açıkçası.
Yahu bununla ilgili eğitimli kişiler olması lazım. Onlar bize değil, biz onlara yardım etmemiz lazım diyede bin defa söylüyoruz...
Hatırlayanlarınız vardır.
Çok yakın zamanda benim ağzımdan bir çok gazetede bu cümleler yazılmıştı.
Sözümün arkasında durmaya devam ediyorum :)
"İl ve ilçe tarım müdürlükleri hafta sonu kapalı. Polise, jandarmaya yetki verilmiş ancak bunlar, "Ben balığı tanımam. Sadece tavada gördüm" diyorlar. Eğitimli timler oluşturulmalı."
http://www.sabah.com.tr/Yasam/2013/11/13/yasa-icin-gec-bile-kaldilar
Neyse...
Aynen düşündüğüm gibi oldu ve Tuncay abinin verdiği telefonu aramamla beraber telefonun diğer ucundaki görevli arkadaş başladı karlı havadan, kıştan, yollardaki kazalara müdahale ediyor olmalarından ve bilmem nerede çıkan kavga ile uğraştıklarından.
Acele yok, gün ağarana kadar zamanımız var komutanım. Zaten bu saatte gelseniz de bir şey yapamazsınız dedikten sonra ağcı Hüseyin abi ile sohbet koyulaştı ve günün ağarması beklenildi.
Gün ağarmaya yarım saat kala Ferhat’ ın aracın ön koltuğunda içim geçmiş :p
Beni kim uyandırdı tam olarak hatırlamıyorum ama bir anda gözüme sudaki ağcı Hüseyin abi ve hemen kıyıdaki komutan ilişti.
Koştum gittim yanlarına...
Hayırdır ne oluyor dediğimde ağcı Hüseyin abi ile komutan ve benim durduğum yerin arasındaki mesafe tahminen bir veya bir buçuk metre civarındaydı.
Yapma Hüseyin abi, etme Hüseyin abi, adaletten kaçamazsın, teslim ol desem de Hüseyin abi yok gelmem arkadaş, onlar bana ceza keserler diyerek bir çırpıda geçti karşı kıyıya.
Mekân her zaman ki gibi zorlu.
Hemde öyle böyle değil.
Bir adımda 10 metre :)
Kızılırmak üzerinde dört beş senelik bir çalışma sonrasında var olmuş büyükçe bir kum ocağındayız.
Bir adımda belki 10 metre olmasada en az 7-8 metre derinlik...
Kum ocağı ile Kızılırmak arasında küçük bir kara parçası ve hatta araç gidecek bir yolda var ama girişi kumla kaplı olduğundan araç girişine imkân yok.
Ağlarda tam o bölgede...
Ağcı botla en fazla iki dakikada karşıya geçer ama jandarma kum ocağından Samsun yoluna çıkar Kırıkkale istikametine doğru gidip ilk göbekten geri Ankara istikametine döner ve Kalecik ayrımının oradan sola geçip köprü üzerinden Kızılırmak’ ı geçerek yaklaşık 20-25 dakikalık bir uğraştan sonra onun tarafına geçer ama arada Kızılırmak aktığından dolayı ağların olduğu bölgeye ulaşamaz.
O sırada ağcı iki dakikada tekrardan bizim tarafa geçer ve ağlarını toplayan Ferhat ve Yasin’ e çekmeyin laaa ağlarımı, sabaha kadar sizinle boşa sohbet etmişim, dost değil düşmanmışsınız diye bağırır.
Jandarma bakar o taraftan yapacak bir şey yok tekrardan 15-20 dakikalık bir yolculuktan sonra bu tarafa geçer.
Jandarmanın geldiğini gören ağcı Hüseyin 2 dakika kürek çekip yine karşıya geçer ve bağırmaya devam eder:)
-Ağı Isparta' da yeni yaptırdım, daha pırıl pırıldı, çekmeyin diyorum lennn ağımı, mahfettiniz alçak adamlar. 450 lira verdim lennn ben o ağa...
-Ula Hüseyin abi ne inat adamsın, gel adalete teslim ol.
-Yok gelmiyorum oğlum, sana ne… Arkadaşlarına söyle ağımı çekmesinler.
Uzun lafın kısasına gelmek gerekirse bıraksak koşturmaca akşama kadar devam edecek...
-Neyse komutanım sağolun buraya kadar geldiniz ama durum bu işte.
-İyide abi sen söyle, biz daha ne yapalım? Çekip botu veya adamı vuracak halimiz yok ki…
-Sağolun buraya kadar geldiniz, emek sarfettiniz. İmkan ve yetkileriniz buraya kadar işte. Zaten hep demişimdir bu iş sizin işiniz değil. Siz işini yapanları korumanız lazımken işi üstleniyorsunuz...
-Tamam abi herhangi bir sıkıntı olursa cep numaram var sizde. Yalnız ağdan kaç tane canlı balık çıktı not etmem lazım :)
Muhabbet uzar gider...
Arada atladığım çok ayrıntılar vardır da uzatmanın anlamı yok, bilindik şeyler işte.
Doğa aşığı amatörün hafta stresinden uzaklaşıp spor ve dinlence yapayim derken her zaman karşılaştığı durumlar anlayacağınız…
Üzerinden 40 sene geçmiş Su Ürünleri Kanunu’ muzu hep beraber oturup sil baştan yazsak ne yazar, yazmasak ne yazar...
40 senedir işlemeyen bu mekanizmayı ilk önce işler hale getirerek işe başlamak bence en mantıklı olanıdır diye düşünüyorum...
AMATÖR BALIKÇILIĞI mevcut kanunlar çerçevesinde yapan tüm doğa aşıklarına rastgelsin...
Konuda bahsi geçen hiçbir kişinin veya kurumun alınmamasını rica ediyorum.
Dilimin döndüğü kadarıyla, ufacık bir örnek göstererek içinde bulunduğumuz durumu anlatmaya çalıştım :)
Saygı ve selamlarımla...
Karaova’ ya diye başlayan yolculuk Karaova’ nın sıkıntılı olabileceği düşünülerek Kırıkkale’deki kum ocaklarında son buldu.
Facebooktaki paylaşımlarını gördüğümüz Hakan Başar, Umut Demir, Hasan Vural ve arkadaşları Cavit beyle irtibata geçip bulundukları yeri öğrendik ve fazla uzaklara gitmektense onların bulunduğu avlakta geçirelim dedik bu hafta sonumuzu da...
Sağ olsunlar biz oraya gidene kadar ateşi canlı tutup sonrasında ayrıldılar avlaktan.
Giderken de “Aman dikkat, su çok derin. Kıyılara fazla yaklaşmadan biraz daha geriden atıp çekin oltalarınızı” uyarısında bulundular.
“Hava çok kötü olacak. Olur ya kardan, çamurdan çıkamaz sıkıntıya düşersiniz saat kaç olursa olsun haber verin yardıma geliriz” diye de eklediler yanımızdan ayrılırlarken…
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/GQeMSzkY1.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/5Udf8J.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/705l2rWM.jpg
Biz avlağa ulaşana kadar hava kararmıştı.
Ateşi kuvvetlendirelim, aracın aküsünden kablo çekerek oturduğumuz alanı aydınlatalım, olta takımlarını hazırlayalım, masamızı kuralım falan derken aradan yaklaşık iki saat kadar geçmişti ki bir anda sudan bir ışık yandı kıyıya doğru.
-Hemşerim karşı boğazdaki ağ sizin mi? diye duyduğum sese can havliyle höytttt dediğimi hatırlıyorum:)
Kısa süreli panikten sonra;
-Yahu sen kimsin, Bismillahirrahmanirrahim?
-Kardeş göletin girişindeki ağ sizin mi?
-Yok yahu ne ağı? Biz olta atıyoruz. Aha buradan dört olta attık.
-Girişte ağ var, burada da sizin oltalar var. İyide ben nereye atacağım ağlarımı? diyince dedim Serkan sardın yine başına belayı. Yanındakilere yine nereden geldik şu başkanla dedirteceksin.
Saniyede aklımdan geçeni uygulamaya karar verdim ve başladım... :D
-Hemşerim aha şuraya at gel ağlarını. Çabuk at ki donmayasın, hava buz gibi, sıcak çay veya içini sıcak tutacak başka şeyler ikram edelim sana.
İlgili birimlerle beraber veya ferdi olarak yüzlerce defa ağla mücadele ettiğimden midir yoksa başka bir sebebi var mıdır inanın bilemiyorum. Ama o an her zaman ki gibi kolluk kuvvetlerini arayıp şikâyette bulunmaktansa gecenin bir yarısı, bu ayazda ağ atmaya çalışan arkadaşla sohbet etme fikri geldi aklıma.
Ağlarını atmak için karşı tarafa giden ağcı bizden uzaklaşınca Yasin ve Ferhat’ ın hayırdır abi ne yapmaya çalışıyorsun demelerine sakına sesli konuşmayın ki konuştuklarımızı duymasın diye cevap verdim.
400 metre olduğunu söylediği ağlarını atıp yanımıza gelen isminin Hüseyin olduğunu öğrendiğimiz arkadaş ile başladık sohbete...
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/UyjWzRgOo.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/9g6ole1P.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/VcfL1M.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/ZJfdogGkN.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/ZfnWN24.jpg
http://www.oltaciyukle.com/images/2013/12/09/eQTmsrp.jpg
Kırıkkale’de oturur, 8-10 tane apartmanda kapıcı olarak görev yapmaktadır, aylık geliri ortalama bin küsur civarındadır, ailesi ve çocukları vardır, ağ atıp yakaladığı balıkları satarak ek gelir elde etmektedir, Kızılırmak ve bir çok yakın göle-baraja ağ atmaktadır, büyük göz misina ağ kullanmaktadır. Küçük göz misina ağ kullandığında yüzlerle ifade edilecek çoklukta çay balığı yakalar ama o da para etmediği için büyük göz ağ kullanmaya özen göstermektedir, yakaladığı balıkları Kırıkkale’ de satmaktadır ve her ağ atmasında üç aşağı beş yukarı yüz lira civarında para kazanmaktadır ve bu da geçimine ek gelir olmaktadır.
Oturup sohbete başladıktan kısa süre sonra kamp alanından biraz uzaklaşıp Tuncay Uyanık abiyi aradım ve yerimizi tarif ederek hangi Jandarma Karakolu' nun bölgesindeyiz öğrenip telefonunu bize bildirmesini rica ettim.
İl veya İlçe Tarım Müdürlüklerine hafta sonları herkesin bildiği üzere ulaşabilmeye imkân yoktur.
Bakanlık bakanlık derken zor zahmet var olan BSGM’ lüğü günlerden cumartesi olması ve gecenin bir vakti olması sebebiyle bizlere yardımcı olamaz.
En yakın köyün muhtarı veya ihtiyar heyetini zaten aklımın ucundan bile geçirmiyorum.
Geriye kaldı her zaman ki gibi Jandarma veya Polis... :)
Bölge Jandarma bölgesi ama onlarında bizlere ne kadar yardımcı oldukları herkesçe biliniyor.
Pardon, biz onlara yardımcı oluyoruzda onlarında bu işten ne kadar anladıkları diyecektim:D
Sakına yanlış anlaşılmasın dediklerim. Yüzlerce defa bu sıkıntıyı yaşamış, polis veya askerin bu işten ne kadar anladığını yazılı veya görsel olarak dile getirmiş bir amatör balıkçı olarak onlara da diyecek bir şey bulamıyorum işin açıkçası.
Yahu bununla ilgili eğitimli kişiler olması lazım. Onlar bize değil, biz onlara yardım etmemiz lazım diyede bin defa söylüyoruz...
Hatırlayanlarınız vardır.
Çok yakın zamanda benim ağzımdan bir çok gazetede bu cümleler yazılmıştı.
Sözümün arkasında durmaya devam ediyorum :)
"İl ve ilçe tarım müdürlükleri hafta sonu kapalı. Polise, jandarmaya yetki verilmiş ancak bunlar, "Ben balığı tanımam. Sadece tavada gördüm" diyorlar. Eğitimli timler oluşturulmalı."
http://www.sabah.com.tr/Yasam/2013/11/13/yasa-icin-gec-bile-kaldilar
Neyse...
Aynen düşündüğüm gibi oldu ve Tuncay abinin verdiği telefonu aramamla beraber telefonun diğer ucundaki görevli arkadaş başladı karlı havadan, kıştan, yollardaki kazalara müdahale ediyor olmalarından ve bilmem nerede çıkan kavga ile uğraştıklarından.
Acele yok, gün ağarana kadar zamanımız var komutanım. Zaten bu saatte gelseniz de bir şey yapamazsınız dedikten sonra ağcı Hüseyin abi ile sohbet koyulaştı ve günün ağarması beklenildi.
Gün ağarmaya yarım saat kala Ferhat’ ın aracın ön koltuğunda içim geçmiş :p
Beni kim uyandırdı tam olarak hatırlamıyorum ama bir anda gözüme sudaki ağcı Hüseyin abi ve hemen kıyıdaki komutan ilişti.
Koştum gittim yanlarına...
Hayırdır ne oluyor dediğimde ağcı Hüseyin abi ile komutan ve benim durduğum yerin arasındaki mesafe tahminen bir veya bir buçuk metre civarındaydı.
Yapma Hüseyin abi, etme Hüseyin abi, adaletten kaçamazsın, teslim ol desem de Hüseyin abi yok gelmem arkadaş, onlar bana ceza keserler diyerek bir çırpıda geçti karşı kıyıya.
Mekân her zaman ki gibi zorlu.
Hemde öyle böyle değil.
Bir adımda 10 metre :)
Kızılırmak üzerinde dört beş senelik bir çalışma sonrasında var olmuş büyükçe bir kum ocağındayız.
Bir adımda belki 10 metre olmasada en az 7-8 metre derinlik...
Kum ocağı ile Kızılırmak arasında küçük bir kara parçası ve hatta araç gidecek bir yolda var ama girişi kumla kaplı olduğundan araç girişine imkân yok.
Ağlarda tam o bölgede...
Ağcı botla en fazla iki dakikada karşıya geçer ama jandarma kum ocağından Samsun yoluna çıkar Kırıkkale istikametine doğru gidip ilk göbekten geri Ankara istikametine döner ve Kalecik ayrımının oradan sola geçip köprü üzerinden Kızılırmak’ ı geçerek yaklaşık 20-25 dakikalık bir uğraştan sonra onun tarafına geçer ama arada Kızılırmak aktığından dolayı ağların olduğu bölgeye ulaşamaz.
O sırada ağcı iki dakikada tekrardan bizim tarafa geçer ve ağlarını toplayan Ferhat ve Yasin’ e çekmeyin laaa ağlarımı, sabaha kadar sizinle boşa sohbet etmişim, dost değil düşmanmışsınız diye bağırır.
Jandarma bakar o taraftan yapacak bir şey yok tekrardan 15-20 dakikalık bir yolculuktan sonra bu tarafa geçer.
Jandarmanın geldiğini gören ağcı Hüseyin 2 dakika kürek çekip yine karşıya geçer ve bağırmaya devam eder:)
-Ağı Isparta' da yeni yaptırdım, daha pırıl pırıldı, çekmeyin diyorum lennn ağımı, mahfettiniz alçak adamlar. 450 lira verdim lennn ben o ağa...
-Ula Hüseyin abi ne inat adamsın, gel adalete teslim ol.
-Yok gelmiyorum oğlum, sana ne… Arkadaşlarına söyle ağımı çekmesinler.
Uzun lafın kısasına gelmek gerekirse bıraksak koşturmaca akşama kadar devam edecek...
-Neyse komutanım sağolun buraya kadar geldiniz ama durum bu işte.
-İyide abi sen söyle, biz daha ne yapalım? Çekip botu veya adamı vuracak halimiz yok ki…
-Sağolun buraya kadar geldiniz, emek sarfettiniz. İmkan ve yetkileriniz buraya kadar işte. Zaten hep demişimdir bu iş sizin işiniz değil. Siz işini yapanları korumanız lazımken işi üstleniyorsunuz...
-Tamam abi herhangi bir sıkıntı olursa cep numaram var sizde. Yalnız ağdan kaç tane canlı balık çıktı not etmem lazım :)
Muhabbet uzar gider...
Arada atladığım çok ayrıntılar vardır da uzatmanın anlamı yok, bilindik şeyler işte.
Doğa aşığı amatörün hafta stresinden uzaklaşıp spor ve dinlence yapayim derken her zaman karşılaştığı durumlar anlayacağınız…
Üzerinden 40 sene geçmiş Su Ürünleri Kanunu’ muzu hep beraber oturup sil baştan yazsak ne yazar, yazmasak ne yazar...
40 senedir işlemeyen bu mekanizmayı ilk önce işler hale getirerek işe başlamak bence en mantıklı olanıdır diye düşünüyorum...
AMATÖR BALIKÇILIĞI mevcut kanunlar çerçevesinde yapan tüm doğa aşıklarına rastgelsin...
Konuda bahsi geçen hiçbir kişinin veya kurumun alınmamasını rica ediyorum.
Dilimin döndüğü kadarıyla, ufacık bir örnek göstererek içinde bulunduğumuz durumu anlatmaya çalıştım :)
Saygı ve selamlarımla...