|
|
|
#1 |
|
‘Türkçe giderse, Türkiye gider’
‘Türkçe giderse, Türkiye gider’
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, Türkiye’de İngilizce eğitim verilmesinin insanları kültürlerinden uzaklaştırdığını öne sürerek, “Türkçe giderse Türkiye gider. En kötü sömürge, beyinlerin, eğitimlerin sömürgesidir” dedi. 5 Aralık 2004 — Yale Üniversitesi’nde, 26 yaşında profesörlük unvanı verilen ve bu unvanı alan en genç Türk bilim adamı olarak tanınan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, Türkiye’de İngilizce eğitim verilmesinin insanları kültürlerinden uzaklaştırdığını savundu. Bursa’da düzenlenen ‘Dilde, Fikirde, İşte Türkçe’ konulu konferansta konuşan Sinanoğlu, yıllardır Türkçe’nin ve Türkçe eğitimin önemini anlatmak için çaba gösterdiğini belirterek, bazı devlet okulları, özel okullar ve cemaat okullarında verilen İngilizce eğitimin, farkında olmadan yapılan “misyonerlik çalışması” olduğunu savundu. İNGİLİZCE DEĞİL ‘TARZANCA’ ÖĞRETİLİYOR Sinanoğlu, bu okullarda “tarzanca” olarak nitelendirdiği 250 kelimelik İngilizce öğretildiğini, bilimin bu kadar az bilinen bir dille yapılamayacağını öne sürerek, Atatürk zamanında dünyanın en iyi eğitiminin Türkiye’de verildiğini, ancak geçen süreçte Türk eğitiminin “sıfır noktasına getirildiğini söyledi. ‘EN KÖTÜSÜ, BEYİNLERİN SÖMÜRGESİ’ Türkçe’nin matematiksel uyumu muhteşemdir. İnsanların önce kendisini, kültürünü, atasını bilmesi gerektiğini, aksi takdirde başarıyı yakalamayacağını belirten Sinanoğlu, “Türkçe giderse, Türkiye gider. En kötü sömürge, beyinlerin, eğitimlerin sömürgesidir. Dünyanın en eski dili Türkçe’dir. Türkçe’nin matematiksel uyumu da muhteşemdir. Türk öğretmen, Türk öğrencisine tarzanca bir şeyler anlatıyor. Sonra bu öğrenci yurtdışına doktora yapmak için gidiyor. Ne yapacağını şaşırıyor, dilini, kültürünü, atasını unutuyor, vatansızlaşıyor. İsviçre’deki Alp Dağları’nın adını bile biz verdik. Alp, eski Türkçe’de yüksek demektir. Avrupa okuma-yazmayı daha yeni öğrendi. Avrupa matematik, fizik ve kimya kuramlarını, tıbbı bizden öğrendi. Biz her zaman her yerde vardık. İsviçre’deki Alp Dağları’nın adını bile biz verdik. Alp, eski Türkçe’de yüksek demektir” diye kaydetti. TÜRKİYE’NİN AB SÜRECİ... Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmek istemesindeki ısrarını anlayamadığını, bunun için verilen ödünleri doğru bulmadığını savunan Sinanoğlu, Avrupa’da katıldığı bir toplantıda, (Ben Asyalıyım ve bundan gurur duyuyorum) dediğinde salondakilerce uzun süre ayakta alkışlandığını söyledi. Sinanoğlu, kendini bilen ve itibar edene herkesin itibar edeceğini, kendini, anasını ve babasını bilmeyene ise kimsenin itibar etmeyeceğini dile getirdi. Türkiye’de özellikle bir dönem Bakan olmak için yabancı dil bilme şartı arandığını, ancak hiçbir bakan adayına , “Sen iç siyaset, dış siyaset, matematik, fizik, kimya, atanı, Osmanlıyı, Selçukluyu biliyor musun?” diye sorulmadığını öne sürerek, “Ben olsam bakan adaylarını matematik sınavına tabi tutardım” dedi. Sinanoğlu, II. Abdülhamit ve Atatürk’ün son dönemde yetişen iki önemli şahsiyet olduğunu ifade ederek, Abdülhamit’in 33 yıllık sultanlık sürecinde bir karış vatan toprağını, Atatürk’ün de toprak bütünlüğünden ödün vermediğini, “ancak sonraki dönemde Türkiye’nin yarısının II. Abdülhamit’e, diğer yarısının da Atatürk’e düşman edildiğini” iddia etti. Sinanoğlu, Türkiye’nin artık zamanının kalmadığını, “ülkenin millet uyutula uyutula fethedilmeye çalışıldığını” öne sürerek, “Türk olduğumuzu, atamızı, dedemizi, Osmanlıyı, Selçukluyu unutmadan çalışmalıyız. Çok değil 1-2 yıl uğraşsak eğitim sistemimizi dünyada en iyi konuma getirebiliriz” diye konuştu. |
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Bu ifadelerden ben pek bir anlam çıkartamadım..
gerçek şuki. kendi örf adet gelenek göreneklerina baglı toplumlar olarak bildiğimiz uzak dogu daki bazı milletler . bu gün uluslar arası bir dil olan ingilizceye önem verirler.. aynı şekilde avrupa toplumlarında ilkokuldan başlıyanlar var. ülke insanının yabancı dil ögrenmesi başka bir olay - kendi dilini kullanması - ait oldugu yeri bilmesi başka bir olay.. yabancı dil bilmek hatta birden fazla dil bilmek bu gun artık elzem bir olay .. hayatın olmasa olmazıdır.. önemli olan gençlere yabancı dili ögretirken .. kendi dilimizide kullanmayı öğretmek paralel olarak..buda okullardaki hocalara düşen görev..milli eğitime düşen görev.. gençlere kitap okumayı sevdirmek , toplum karşısında bireysel olarak rahat konuşmayı - bir konuyu zengin kelime haznesi ile anlatmayı saglamak gibi konularda eğitim..çalışmalar vs.. |
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Muvaffak abim,
Zaten Oktay hoca da Senin dediğini diyor., Ben de İngilizce öğrendim.Ama İngilizce eğitim saçmalığını kabul etmemi gerektirmiyor bu. Kaldı ki ülkemizdeki ingilizce öğretimi dahi, sömürgeleştirimiş beyinler eğitme üzerine... Ayrıca, İngilizce bana göre bir dil değil. Yüzlerce klanın zırvaladıkları seslerin birleştirilip bir şekilde emperyal dil olarak sunulması... (İngilizcenin gelişimi takip edilirse, bu dediklerim görülecektir, her ne kadar ingilizce hayranları görmek istemese de...) |
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Sayın Nuri Ertik.
Sana önce teşekkür ediyor, sonra tebrik ediyorum. Dünyanın tanıdığı, değer verdiği sayın Oktay Sinanoğlu' nu kaybetmeden, hatta yıllar sonra bile değerini anlayamayacağız. O' nun anlatmak istediğini, verdiği mesajı, benim gibi sıradan insanlar anlayamazlar. O' nun hakkında yorum yapabilmek için önce yazdığı kitapları döne döne okumak gerekir. Burada daha derine inmek istemiyorum. Karşı görüşte olanlara sayın Sinanoğlu' nun " BAY BAY TÜRKÇE " eserini okumalarını öneriyorum. Özetle benim anladığım. Yabancı dil öğrenmeye değil, Anadilin yozlaşmasını anlatıyor, buna karşı çıkıyor. Her birimiz, kurduğumuz cümlelerdeki yabancı kelimelere, olmadı yaşadığımız yerdeki tabelalara dikkatlice bakarsak, durumu daha iyi anlayacağız. Sonuçta öz Türkçe' mizi seven, onu sahiplenen herkesi saygı ve sevgi ile selamlıyorum. |
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Nuri bey çok önemli bir konuya değinmişsiniz yazılan şeylerin hepsine katılıyorum ve bunu her yerde söylemek ve anlatmak zorundayız konudaki hassasiyetinizden dolayı size teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Karamanoğlu Mehmet Beyi Arıyorum
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı? Bir ferman yayımlamıştı; Bu günden sonra divanda, dergahta, bergahta, mecliste, meydanda, Türkçe'den başka dil konuşulmayacak diye, Hatırlayanınız var mı? Dolanın yurdun dört bir yanını, Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri Fermana uyanınız var mı? Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim, Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere, Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı? Tanıtımın demo, sunucunun spiker, Gösteri adamının showman, radyo sunucusunun discjokey, Hanım ağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı? Dükkanın store, bakkalın market, torbasının poşet, Mağazanın süper, hiper, gros market Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı? İlan tahtasının billboard, sayı tabelasının skorboard, Bilgi akışının brifing, bildirgenin deklarasyon, Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı? Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı, Beldelerin girişinde wellcome, Çıkışında good-bye okuyanınız var mı? Korumanın, muhafızın body-guard, Sanat ve meslek pirlerinin duayen, İtibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı? Seki'nin, alanın platform, merkezin center, Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final, Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı? İş hanımızı plaza, bedestenimizi galleria, Sergi yerlerimizi center room, show room, Büyük şehirlerimizi , mega kent diye gezeniniz var mı? Yol üstü lokantamızın fast-food, Yemek çeşitlerimizin mönü olduğu yerlerde, Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı? İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks, Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre, Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı? Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik, Vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya, Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa sponsorluk diyeniniz var mı? Mesireyi, kır gezintisini picnic, Bilgisayarı computer, hava yastığını air-bag, Pekalayı, olur'u okey diye söyleyeniniz var mı? Çarpıcı, önemli haberler flash haber, Yaşa, varol sevinçleri oley oley Yıldızları star diye seyredeniniz var mı? Vırvırık dağının tepesindeki köyde, Cafe-show levhasının altında, Acının da acısı, nesk****ve içeniniz var mı? Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken, Dilimizin çalındığını, talan edildiğini, Özün, el diline özendiğine içi yananınız var mı? Masallarımızı, tekerlemelerimizi, Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik. Türkçe'miz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı? Karaman oğlu Mehmet Bey'i arıyorum, Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı? Bir ferman yayınlamıştı... Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı? Prof.Dr. Atilla Aydınlı |
|
|
|
|
|
|
#7 |
|
Merhaba Nuri,
Türkçe'miz, bizim kullanmadığımız Türkologlar'ın övündüğü, dünya tarihçilerinin gıpta ile bakarak Orhun Yazıtlarına kadar gittiği güzel Türkçe'miz. Anayasal olarak nasıl korunması gerektiğine hiç girmeden, bir iki cümle yazmaya niyetleniyorum aklıma birden, Türk ve Türklüğü dünyaya tanıtan destanımız geliyor, onunla ilgili birşeyler yazayım diye bilgi arıyorum, o da! hemen sayfayı kapatıyorum; aklıma birden Üniversiteler, Hastaneler, Pastaneler, Abdesthaneler, Postaneler, v.s., v.s. ve bunlara verilen çeşitli ilginç isimler geliyor. Ama ben bu isimleri tanımıyorum acaba ben mi bilmiyorum diye Türk Dil Kurumu sayfasına bakayım diyorum, işin içinden hiç çıkamıyorum acaba ben mi Fransız kalmışım, Nuri. Futbol seyretmeyi de oynamayı da severim anlayamadığım şu; bize gelen yabancı futbolcular küfür etmemenin dışında öğrendikleri tek kelime "Guneaydinn" ya da "eyiıi aksemler" . Bizimkilerde pek farklı değil zaten yani futbolcular ve teknik hocalar bile basın toplantısında Türkçe'nin hiç duymadığı, İtalyanca’nın, İngilizce'nin ya da ...........'nin kabul etmediği kelimeleri sarf ediyoruz. Farklı bir dil bilmek tabi ki çok önemli, fakat kendi dilimizi unuttuğumuz zaman pek bir önemi kalmıyor olsa gerek. "Türkçe Giderse, Türkiye Gider" Yazının doğruluğunu tabi ki tartışamam, ama bununla ilgili görüşlerimi içime attım gerektiğinde çıkaracağım. |
|
|
|
|
#8 | |
|
Alıntı:
yabancı dil bilmek elbette güzel bir şey, ama biz sadece öğrenmekle kalmıyoruz, onu halk arasında uygulamaya kalkıyoruz kendi özümüzü unutuyoruz esas vahim olan bu. yusuf amca ne güzel açıklamış yüreğine sağlık, ahhh o tabelalar, gördüğüm yerde parçalayasım geliyor sanki beynimden kaynar sular dökülüyor, |
||
|
|
|
|
|
#9 |
|
"İnsan diliyle düşünür."
Hangi dille düşünürseniz, O dilin hakim olduğu düşünceye bağımlı olursunuz. Bunun için anadilimizin mutlaka korunması gerekir ve bunu da gerçekleştirecek yine Bizleriz. Anadilin korunması da Onu yeterince öğrenmiş beyinlerle olur. Sağlam kaleler oluşturursak, dışarıdan gelen saldırılardan daha az etkileniriz. İngilizce şuan ne kadar karşı çıkanlarımız varsa da Dünyada ortak kabul görmüş bir dildir. Bunu reddetmek Bize birşey kazandırmaz. Ayrıca, Traji komik yanı; Hep dilimizi bozduğundan şikayetçi olunan İngilizce mağdurdur aslında. Dünyada, başkalarınca üzerinde en çok tahrifat yapılan dildir ![]() Dilimizi korunmasıyla ilgili nedenler ve önerilerde bulunmak isterdim. Ancak, bunlar forum kurallarıyla sınırlandırldığı için değinemiyoruz. |
|
|
|
|